14.09.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu:
- “Eğitim bir bakanlığın yıllık faaliyet raporuna sığdırılacak bir kalem değildir. Millî Eğitim partiler üstü bir anlayışla ele alınmak zorundadır, devlet aklı işidir, vicdan işidir.”
- “Bir ülke düşünün; uluslararası sınavlarda puanını yükselttiği için övünçle bunu duyurmaktadır, ancak o sınava giren çocuk okulun tuvaletinde sabun bulamamaktadır. Bu, devlet aklının krizidir.”
- “Uygarlık iddiası kürsüde kurulamaz; uygarlık iddiası çocuğun elini yıkadığı musluğun yanında kurulur. Temiz tuvalet, sabun ve tuvalet kâğıdı lüks değil, uygarlığın ölçüleridir.”
- “Asgari ücretin bile açlık sınırının altında kaldığı bu ülkede çocuklarına günde bir öğün sıcak yemek veremeyen bir iktidar için bu en büyük ayıptır.”
- “Karnı boş çocuk dikkatini toplayamaz, öğrenemez ve yarışa geriden başlar. Başarısız olan o çocuk değildir; başarısız olan, o çocuğu aç bırakan düzendir.”
- “Cumhuriyet Halk Partili belediyelerimize talimat verdik: İktidar yapamıyorsa okulların temizliğini de bir öğün sıcak yemek projesini de biz yapacağız.”
- “Bir havaalanından elinde diplomasıyla ülkesinden ayrılan gencimize baktığımızda, o gencin sadece bir yolcu olmadığını görürüz. Onunla birlikte bu ülkenin yetiştirdiği bilgi, emek, umut ve gelecek de o uçağa binmektedir.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2026-2027 eğitim-öğretim yılının başladığı ilk gün parti genel merkezinde bir basın toplantısı düzenledi. Okullardaki hijyen ve temizlik personeli eksikliği, beslenme yetersizliği, müfredat ve istihdam planlaması ile beyin göçü gibi temel eğitim sorunlarını ele alan Kılıçdaroğlu, eğitimin iktidar politikalarından bağımsız bir devlet aklı ve vicdan meselesi olarak görülmesi gerektiğini belirtti. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
EĞİTİM; BİR MİLLETİN KENDİSİNE VE YARININA DUYDUĞU GÜVENİN ADIDIR
Değerli basın mensupları; bir ülkenin en kıymetli varlığı evlatlarıdır. Evladınıza baktığınızda o ülkenin yarınını görürsünüz. Evladın okuluna baktığınızda da o ülkenin kendisine nasıl baktığını görürsünüz. Onun için eğitim, bir bakanlığın yıllık faaliyet raporuna sığdırılacak bir kalem değildir. Millî Eğitim partiler üstü bir anlayışla ele alınmak zorundadır. Millî Eğitim devlet aklı işidir, vicdan işidir. Bakanlığın adındaki millî sözcüğünün amacı da budur. Eğitim, bir ülkenin yalnızca müfredatı değildir, sınav sonucu değildir, diploma sayısı hiç değildir. Eğitim; bir milletin, bir ulusun kendisine ve yarınına duyduğu güvenin adıdır. O güven sarsıldığında sınıf da sarsılır, ev de sarsılır, sokak da sarsılır.
“OKUL, ÇOCUĞA HECE ÖĞRETEN BİR DURAK DEĞİLDİR”
Değerli basın mensupları; cumhuriyetimizin kurucu iradesi eğitimi yalnızca okuma yazma öğrenilsin diye tasarlamamıştı; aydınlanmış, üreten, kendi ayakları üzerinde duran bir toplum inşa edilsin diye tasarlamıştı. Okul, çocuğa hece öğreten bir durak değildir. Okul; bir ulusun kendisini yetiştirdiği, yenilediği, geliştirdiği bir yerdir. Bugün geldiğimiz noktada o iradenin çok gerisinde kaldığımızı üzülerek ifade etmek isterim. Bunu bir serzeniş olsun diye değil, bunun için söylemiyorum; bir uyarıyı yapma görevi nedeniyle söylüyorum. Eğitim, çocuğa yalnızca bilgi aktarmak değildir. Okul; adaleti, dürüstlüğü, emeğe saygıyı, özgür düşünceyi ve ortak yaşam sorumluluğunu da kazandırmaktır. Okulun temel görevi budur. Bu bağlamda değerler eğitimi, çocuğa tek bir hayat tarzını dayatmak değildir. Cumhuriyetin eşit yurttaşlık anlayışını, bilimi, demokrasiyi ve ulusumuzun ahlaki birikimini de aktarmak, öğretmek zorundadır.
“DİPLOMALI İŞSİZLER VARSA AÇIK BİR PLANLAMA SORUNU VARDIR”
Değerli basın mensupları; bir diğer mesele eğitimden çalışma hayatına geçiştir. Bir yandan sanayimiz nitelikli eleman ararken, diğer yandan diplomalı işsizlerimiz iş arıyorsa burada açık bir planlama sorunu vardır. Oysa çocuklarımızın yetenekleri erken yaşta görülmeli; mesleki eğitim, yükseköğretim ve istihdam ihtiyacı birlikte planlanmalıdır. Gençlerimize yalnızca diploma değil, kendi ülkelerinde kurabilecekleri bir gelecek de verilmelidir.
“GEÇİCİ PERSONELLE KALICI HİJYEN SAĞLANAMAZ”
Değerli basın mensupları; büyük stratejilerden ve planlamalardan önce konuşmamız gereken çok daha temel bir mesele var. Aslında bu basın toplantısının amacı da buydu: Çocuklarımız hijyenik olmayan koşullarda okullarına gidiyorlar. Bu bir iddia değil; ülkenin dört bir yanından gelen eğitim sendikalarının, veli derneklerinin ve öğretmenlerin defalarca dile getirdiği bir gerçektir. Okullarımızda yeterli ve kalıcı temizlik personeli istihdam edilmemektedir. Toplum Yararına Program adı altında geçici olarak çalıştırılan personel, eğitim yılı henüz dolmadan, bitmeden görevden ayrılmak zorunda kalıyor. Bu program; işsiz yurttaşların belli bir süre kamu işlerinde çalıştırıldığı geçici bir istihdam uygulamasıdır. Oysa okul süreklidir, çocuk her gün okula gitmektedir. Temizlik geçici bir iş değildir, geçici personelle kalıcı hijyen sağlanamaz.
Sonuç ortadadır: Tuvaletlerde sabun bulunmamaktadır, tuvalet kâğıdı bulunmamaktadır, hijyen malzemesi bulunmamaktadır. Daha acısı da bu ihtiyaçlar çoğu zaman velilerin cebinden karşılanmaktadır. Dar gelirli aileler ise çocuklarının temiz bir tuvalete gidebilmesi için okulun istediği katkı listesiyle karşılaşmaktadırlar. Böylece zaten daralan ev bütçesine bir kalem daha eklenmektedir. Sonuçta uygulama, çocuğun onuru, ailenin utancı hâline gelmektedir. Bu asla ve asla kabul edilemez!
Bir ülke düşünün; uluslararası sınavlarda puanını yükselttiği için övünçle bunu duyurmaktadır, ancak o sınava giren çocuk okulun tuvaletinde sabun bulamamaktadır. Bu eğitim başarısının krizi değildir; bu, devlet aklının krizidir. Çocuğa "yükseldik" denilmektedir ancak çocuk elini yıkayacak sabun aramaktadır. O tabloyu bir kez gören vicdan, kutlayacak bir şey bulamaz.
“UYGARLIK İDDİASI ÇOCUĞUN ELİNİ YIKADIĞI MUSLUĞUN YANINDA KURULUR”
Değerli basın mensupları; Millî Eğitim Bakanı bu konuda temmuz ayında konuştu. Kadrolu ve kalıcı bir çözüm olmadığını söyledi. Temizlik ve güvenlikte yeniden hizmet alımı modeline dönmek üzere bir süreç yürüttüklerini açıkladı. Yani çocuklarımızın okuldaki temizliği yine geçici bir iş, yine ihaleye emanet edilecek. Oysa okul binası kalıcıdır; çocuk her sabah o binaya gitmektedir. Temizlik ihale dönemine bağlanamaz, bu kabul edilemez! Bunu ivedilikle çözmek zorundayız. Devletin en temel görevi çocuklarımızın sağlıklı, güvenli ve onurlu bir ortamda eğitim görmelerini sağlamaktır. Bu bir lütuf da değildir, bir anayasal yükümlülüktür. Temiz tuvalet lüks değildir, sabun lüks değildir, tuvalet kâğıdı lüks değildir. Bunlar sadece ve sadece uygarlığın ölçüleridir. Uygarlık iddiası kürsüde kurulamaz; uygarlık iddiası çocuğun elini yıkadığı musluğun yanında kurulur.
“AÇLIK DEĞİL, AÇLIĞI GÖRMEZDEN GELMEK UTANILACAK BİR HÂLDİR”
Değerli basın mensupları; bununla birlikte bir talebimizi daha kamuoyuyla paylaşmak isterim: Okullarımızda çocuklarımıza günde bir öğün sıcak yemek verilmesi artık bir zorunluluktur. Gelir dağılımındaki bozulma ve asgari ücretin bile açlık sınırının altında kaldığı bu ülkede çocuklarına günde bir öğün sıcak yemek veremeyen bir iktidar için bu en büyük ayıptır. Bugün pek çok ailenin çocuğu okula aç gitmekte ya da yetersiz beslenerek derse girememektedir. Açlık utanılacak bir hâl değildir; açlığı görmezden gelmek utanılacak bir hâldir. Bir öğün yemek yalnızca bir sosyal yardım kalemi değildir; çocuğun derse odaklanabilmesinin, öğrenebilmesinin ve eşit şartlarda yarışabilmesinin ön koşuludur. Karnı boş çocuk dikkatini toplayamaz. Dikkatini toplayamayan çocuk öğrenemez. Öğrenemeyen çocuk yarışa geriden başlar. Sonra o çocuğa "başarısızsın" denir. Oysa başarısız olan o çocuk değildir; başarısız olan, o çocuğu aç bırakan düzendir. Bu düzenin Türkiye'nin ikinci yüzyılına asla ve asla yakışmadığını da söylemek zorundayız. Biz bu talebi bir lüks olarak değil, asgari bir insanlık standardı olarak dile getiriyoruz. Bir kâse çorba, bir öğün yemek, bir sabun... Bunlar bütçeyi sarsacak kalemler değildir. Bunlar iktidarın, yani devleti yönetenlerin çocuğuna bakıp bakmadığının ölçüsüdür. Dijital çağda hiçbir iktidarın bu olumsuz tabloyu yaratmaya hakkı yoktur.
“İKTİDAR YAPAMIYORSA BİZ YAPACAĞIZ”
Değerli basın mensupları; bu kürsüden yalnızca iktidara seslenmiyorum. Biz de Cumhuriyet Halk Partisi olarak yönettiğimiz her belediyede, her kurumda bu sorumluluğu taşımak zorundayız ve taşıyoruz da. Nerede bir okulun temizlik ihtiyacı varsa Cumhuriyet Halk Partili bir belediye başkanı bunu derhâl ama derhâl sağlamak zorundadır. Ve yapıyorlar da, hakkını teslim etmek lazım. Çünkü bu talimatı bütün belediye başkanlarımıza verdik. Nerede bir öğün yemek projesi varsa onu da belediye başkanlarımız sunmakla yükümlüdürler. İktidar yapamıyorsa onu biz yapacağız. Eleştirimizin gücü, aynı zamanda kendi sorumluluğumuzu da üstlenmektir. Kapımızın önünü süpürmeden sokağın tozunu konuşamayız. Bunu unutmadan yürüyeceğiz.
“BU ÜLKENİN EVLATLARI NE YABANCILAŞMAYA NE İŞSİZLİĞE NE DE SABUNSUZ BİR OKULA MAHKÛM OLMAMALIDIR”
Değerli basın mensupları; bir ülkenin geleceği, o ülkenin çocuklarına verdiği değerde saklıdır. Çocuğa verilen değer nutukla ölçülmez; okuldaki sabunla ölçülür, öğretmene gösterilen saygıyla ölçülür, mezuna açılan kapıyla ölçülür, karnı doyan çocuğun gözündeki dikkatle ölçülür. Değeri olmayan okul insan yetiştiremez. Sabunu olmayan okul onuru zedeler. Onuru zedelenen çocuk yarınını da küçümser. Yarınını küçümseyen genç ülkesine yabancılaşır, yabancılaşan genç ise gider. Gidenin ardından "Niçin, neden gitti?" diye soru sormak geç kalmaktır. Bir havaalanından elinde diplomasıyla ülkesinden ayrılan gencimize baktığımızda, o gencin sadece bir yolcu olmadığını görürüz. Onunla birlikte bu ülkenin yetiştirdiği bilgi, emek, umut ve gelecek de o uçağa binmektedir. O nedenledir ki biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu sorunların takipçisi olacağız. Bu ülkenin evlatları ne yabancılaşmaya ne işsizliğe ne de sabunsuz bir okula mahkûm olmamalıdır. Onlara bu ülkeyi hakkıyla, onuruyla ve umutla teslim etmek bizim boynumuzun borcudur.
Hepinize teşekkür ederim değerli basın mensupları.
07.10.2025
21.05.2025
19.05.2025
14.05.2025
13.02.2025
10.02.2025
03.02.2025