26.10.2026
CHP Grup Başkanı Öztrak:
(Fon Skandalı) BU İŞ MAHKEMEDE BİTECEK
PARALAR DEVLETİN SAĞ CEBİNDEN DEĞİL, SOL CEBİNDEN ÇIKACAK
(CHP Grubu’nun Parası Tartışmaları) NE OLUP OLMADIĞI YARGIDA BELLİ OLACAK
HEM GRUBUN PARASININ HEM FON REZALETİNİN PEŞİNDEN KOŞARIZ
(Mekke Anlaşması) NATO ANTLAŞMASI’NDA BİLE BÖYLE BİR OTOMATİK MEKANİZMA YOK
BİZ DERHAL SEÇİM DİYORUZ
CHP Grup Başkanı Öztrak, Fon Yasası’na gece yarısı eklenen maddeyle temerrüt öncesi satış talimatı verip parasını alamayan mağdurların tasfiye sırasına sokulduğunu, SPK’nın da yaptığı açıklamayla bu hukuksuzluğa destek çıktığını belirterek, “Görünen o ki, bu iş mahkemede bitecek. Bu maddeden etkilenenler, haklarını mahkeme yoluyla alacak. Paralar devletin sağ cebinden değil, sol cebinden çıkacak, hükümet de bütçenin arkasından dolanarak, yükü yine bu milletin sırtına yıkacak” diye konuştu.
CHP TBMM Grubu’nun parasıyla ilgili tartışmalara da değinen Öztrak, konunun yargıya intikal ettiğini ve söz konusu paralarla ilgili kararın yargıdan çıkacağını hatırlatarak, “Bu paralar CHP Genel Başkanlığına ait, İşbankası’ndaki bir özel hesapta durmaktadır. Yani CHP’nin parasıdır. Bu bir… İkincisi, bizleri bu meseleyi ileri sürerek Fon’la ilgili gündemi karartmakla itham edenler, Fon’la ilgili tek bir kelime söylemeden basın toplantısı yapıyor. Biz hem Fon rezaletiyle uğraşırız, hem de partimizin Grup Başkanlığının partimize ait olan parasını geri almak için elimizden gelen her şeyi yaparız” dedi.
Öztrak, bunu yapmadıkları durumda, vatandaşa “kendi haklarını arayamazken Fon mağdurlarının hakkını nasıl arayacakları konusunda” cevap veremeyeceklerini belirterek, “Siyaseten önemli olan husus budur. Ben hem kendi paramın peşinde koşarım, hem de fon rezaletinin peşinde koşarım. Bu arada, baba ocağı dedikleri partinin hesabındaki paraya katakulliyle çökenlerin, milletin hakkını nasıl arayacaklarının takdirini aziz milletimize bırakırım” ifadelerini kullandı.
Mekke Anlaşması’nın Türkiye açısından önemli fırsatlar yaratabilecek, ama aynı zamanda bazı riskleri de olduğunu belirten Öztrak, “Biz başka ülkelerin bölgedeki planlarının maliyetinin Türkiye’nin sırtına yüklenmesine karşı dururuz. Ama milli çıkarlarımıza uygun olarak ülkemizin bölgesinde güçlenmesini sağlayacak adımların da arkasında oluruz” değerlendirmesinde bulundu.
Öztrak, erken seçim tartışmalarıyla ilgili bir soru üzerine ise “Derhal seçim gerekir. Başka türlü bu güven bunalımını aşmak mümkün değildir. Bu yönetimin devam etmesi durumunda, Türkiye’de hangi acı ilacı içirirseniz içirin etkisiz kalmasına yol açacaktır. Çünkü 2018’den bu yana devam eden süreçte bu yönetime ve bu yönetimin ekonomi stratejisine hiçbir güven kalmamıştır. Biz derhal seçim diyoruz” dedi.
CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, bugün TBMM’de düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
MİLLETİMİZ EMPERYALİZMİN BİÇTİĞİ KEFENİ PARÇALAYIP ATTI
Tarih sayfaları bazen, bir millete ölümün fısıldandığı anları yazar. Ama bazen de o millet, küllerinden bir güneş gibi doğar, bütün ezberleri bozar. Bu hafta o kutlu gün doğumunun, Cumhuriyetimizin 103. yıl dönümünün gururunu yaşayacağız. Yedi düvelin paylaşmaya kalktığı vatanında, yorgun, bitap düşmüş ve yokluklar içinde kıvranan milletimiz, bundan 103 yıl önce, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çelikten iradesinin ve büyük dehâsının önderliğinde ayağa kalktı. Emperyalizmin kendisine giydirmek istediği, o uğursuz kefeni parçalayıp attı! Savaş meydanlarında yazılan muazzam destan, sosyal hayatta, kültürde, iktisatta, sanatta, ziraatta, hasılı hayatın her damarında, “asırları yıla sığdıran” devrimlerle taçlandı.
CUMHURİYETİMİZ “BU ÜLKE BOYUN EĞMESİN” DİYE KURULAN ADALET KALESİDİR
Ve Cumhuriyet’in ilanı, uçurumun kenarından çekilip alınan bir milleti, çağdaş medeniyetleri aşma mücadelesine taşıyan en muazzam sıçrama oldu. Cumhuriyetimiz; acının, gözyaşının ve dökülen onca kanın ardından vardığımız en güvenli limandır. Cumhuriyetimiz; vatanımızın tapusunun, milletimizin bağımsızlığının ve namusunun en sağlam teminatıdır. Ve hepsinden öte... Cumhuriyetimiz; kimsesizlerin kimsesidir! Sokaktaki boyacı çocuk üşümesin, dağdaki çoban okusun, bu ülkenin evlatları bir daha asla, kimseye boyun eğmesin diye kurduğumuz bir adalet kalesidir.
Bu duygu ve inançla; Cumhuriyetimizin ve Partimizin kurucusu, Büyük Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve bu vatan uğruna canını feda eden bütün kahramanlarımızı, saygıyla, rahmetle ve minnetle anıyorum. Ruhları şad, emanetleri sonsuza dek namusumuz olsun.
KİMSESİZİN KİMSESİ OLMAK YERİNE RANTİYECİLERİN HAMİSİ OLDULAR
Ülkemiz son 25 yıldır, Cumhuriyetimizin temelindeki kuruluş ilkelerinden uzaklaşıyor. Tek kişilik yönetimin elinde, ardı arkası gelmeyen krizlerle boğuşuyoruz. Kibirli Saray ve şürekası, “kimsesizin kimsesi” olmak yerine “lobilerin, yandaşların, rantiyecilerin hamisi” olmayı tercih ediyor. Ucube rejim, dev bir servet transferi makinasına dönüştü.
BÜYÜK FON SOYGUNU, UCUBE REJİMİN KURUMSAL YAPIMIZI TAHRİP ETMESİNİN SONUCU
Bugün ülkemizi sarsan Büyük Fon Soygunu, Erdoğan’ın iddia ettiği gibi, “yoldan sapan, şeytana uyan birkaç kişinin” hatası değil, bu dengesiz, denetimsiz ucube rejimin sebep olduğu, kurumsal yapımızdaki ağır tahribatın sonucudur. Bakın, fon Vurgununun ortaya çıkmasının üzerinden bir buçuk aya yakın bir süre geçti. Borsa endeksleri en uzun süreli düşüşü kaydetti. Bu sürede milletimize çıkan fatura 7 trilyon lirayı geçti. Bu 130 milyar doların üstünde bir para eder. Akıl alır gibi değil… 130 milyar dolar, dünya üzerinde 130 ülkenin milli gelirinden fazla… Yaşanan, tarihimizde eşine az rastlanır bir soygun. Ama Hükümet, bu büyük soygunun yarattığı sıkıntıları, milletin vicdanının müsterih olacağı, yerli ve yabancı yatırımcılarda, güveni yeniden tesis edecek bir biçimde çözmüyor. Pansumanla, aspirin tedavisiyle işi geçiştirmeye çalışıyor.
ORTAYA İKİ İSİM ATTILAR, SÜTRENİN GERİSİNE YATTILAR
Güveni yeniden sağlamak için hükümete: “Bu vurgunda para nereye kadar gidiyorsa takip et” dedik; etmiyor. Ortaya AK Parti’den ve bürokrasiden harcanabilecek iki isim attılar, “alın bunlarla uğraşın” dediler, sütre gerisine yattılar. Uçakta, “nereye kadar uzanırsa uzansın” diye, Büyük büyük laflar ederken, ayakları yere değince, Saray koridorlarında gözleri önünde dolaşanlara, AK Parti Genel Merkezi’nde gezinenlere, AK Parti örgütlerindekilere bir türlü ulaşamıyorlar. Saray, olayın kendi tarafındaki siyasi ayağının üstünü, itinayla örtmeye çalışıyor.
BELEDİYE BAŞKANLARINA İKİLİ HUKUK GÜVENİ SÜPÜRÜYOR
AK Partili Genel Başkan Yardımcısı, ifadesini verip çıkarken; Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer, Yenişehir Belediye Başkanımız Abdullah Özyiğit, bu hafta sonu da Milas Belediye Başkanımız Fevzi Topuz, adli kontrolün neden yeterli olmadığına dair, somut gerekçeler ortaya konmadan tutuklanıyor. Onları seçenlerin iradesi gasp ediliyor. Bu ikili hukuk görüntüsü, güvenin kalan son kırıntılarını da süpürüyor.
AK PART’NİN GENEL BAŞKAN YARDIMCISI İTİRAF EDİYOR
Hükümet, Fon Skandalının çözümünde samimi olsaydı, soyguna göz yuman kurumların başındakileri derhal görevden alırdı. Yapmadı! AK Parti’nin Ekonomiden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı; bu meselede 6 kamu kurumun ihmali olduğunu, bazı kamu kurumlarının yönetiminde “hem ihmal, hem suistimal olduğunu” itiraf ediyor. Ama skandaldan ancak bir ay sonra, Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı’nın, önce sağlık sorunları nedeniyle görevini bıraktığı açıklanıyor. Sonra vazgeçip, “Görevden aldık” diyorlar. Ancak; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu Başkanı görevde, Takasbank Başkanı görevde, skandalın göbeğindeki Borsa İstanbul Başkanı görevde… Saray’ın Yıldızlar Karmasının koltuklarında oturduğu Borsa İstanbul Yönetim Kurulu hala görevde…
KURUMSAL TAHRİBATIN EN SOMUT ÖRNEĞİ MERKEZ BANKASI
Borsa İstanbul demişken… Geçen hafta Borsa İstanbul’un sitesindeki özgeçmişinde, lisans eğitimini hangi üniversite tamamladığını yazmayan tek Yönetim Kurulu üyesi olan Erişah Hanım’ın, öğrencilerinin bürokraside oturdukları koltuklara değinmiş, nepotik bir ağın, ekonomi bürokrasisini nasıl sardığını anlatmıştım. Liyakatten çok sadakat anlayışının, sebep olduğu kurumsal tahribat, özellikle 2018’de tek kişilik rejime geçildikten sonra, had safhaya ulaştı. Bunun en somut örneği Merkez Bankası’dır. “Faiz sebep, enflasyon netice” diyerek, akla, izana sığmayacak işlere imza attılar. Merkez Bankası’nın bağımsızlığının, “köküne kibrit suyu” dökmeye başladıkları 2016’dan itibaren atadıkları üç Başkan Yardımcısının, bugün, şaibeli ve kriminal işleri ortaya döküldü. Atadıkları Başkan Yardımcılarından biri, Bankalararası Kart Merkezi yolsuzluğu nedeniyle tutuklandı. 2016-2018 arasında Başkan Yardımcılığı yapan bir diğeri, fon yolsuzluğu nedeniyle tutuklandı. Yine 2019-2021 arasında BDDK Başkan Yardımcılığı, 2021-2023 döneminde Merkez Bankası Başkan Yardımcılığı yapan, Türkiye Sigorta’nın başında, fon skandalının da tam merkezindeki isim… O da tutuklu. Bir ülkenin parası, banknotu o ülkenin, aynı zamanda, haysiyet ve onurunu da temsil eder. Ama gelin görün ki, bizim banknotların üzerinde, bu şaibeli Başkan Yardımcılarının imzası yer aldı.
ARSIZA ARSIZLIĞINI UNUTTURMAMAK LAZIM
Şimdi bir dönem ekonominin direksiyonunda oturan damadın, bize “Ocu bucu” diye on parmaklarındaki on karayı sürmeye kalkan, akrabai taallukat medyasına sormak lazım: Bunlar kimin paltosundan çıktı? Bunlara kimler referans oldu? Bu şaibeli bürokratları kimler atadı? Bu şaibeli bürokratlarla kimler çalıştı? Bunlara biz referans olmadık. Bunları biz atamadık. Bunlarla biz çalışmadık. Sizler atadınız, sizler çalıştınız. Ne demiş atalar; “arsıza arsızlığını unutturursan, sana ahlak dersi vermeye kalkar.”
“MÜZİK ÇALIYORSA DANS EDİLİR” DEMİŞLER
Siyaset-Bürokrasi-Vurguncu ağında her hafta yeni ilişkiler yeni iddialar ortaya çıkıyor. Vurguncu fonda kurumun parasını batırdığı için istifa eden, Türkiye Sigorta Genel Müdürü, bir kere daha gözaltına alındı. İddialar vahim… Eski Genel Müdürün vurguncu fonlarla işbirliği yaptığı, Türkiye Sigorta’nın parasını, vurgun hisselerinin değerini şişirmekte kullandığı, bunun için de vurguncu fon grubundan elden 1 milyon dolar para aldığı iddia ediliyor. Belli ki, vurgun ağının ne kadar ortağı varsa, “müzik çalıyorsa dans edilir” demişler. Bürokraside olanlar ya sessiz kalmışlar, ya da önlerinden akan nehre çanaklarını daldırmışlar. Öyle ya da böyle şişen balon, sonunda şiddetle patlamış.
DOĞRU İLİKLENECEK İLK DÜĞME “DERHAL SEÇİM”
Bugün yaşadığımız, tek Kişilik Ucube Rejimin; bağımsız kurumların bağımsızlığını hiçe saymasının, Düzenleyici ve Denetleyici Kurumları iğdiş etmesinin, liyakat yerine sadakat demesinin, hesap vermekten kaçmasının, bunun adını da yeni normal koymasının, kaçınılmaz sonucudur. Bu sorunun sebebi olanlar, çözümün adresi olamazlar. İşte bu yüzden biz, Meclis’te bir Araştırma Komisyonu kurulmasını önerdik. “Siyaset-Bürokrasi-Vurguncu Şeytan Üçgeninin ortaya çıktığı, vurgunculuğun kanser gibi tepeden tırnağa kadar yayıldığı yerde, çözüm ancak, Millet iradesinin temsilcisi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olaya el koymasıyla mümkündür” dedik. Ama bunu da reddettiler. Buradan defalarca, fon Vurguncularının tam listesini açıklayın dedik. Kulaklarının üstüne yattılar. Bu Hükümetin ülkeyi yönetme, güveni yeniden sağlama kapasitesi artık kalmadı. Bu yüzden biz, milletin dertlerinin çözümü için doğru iliklenecek ilk düğmenin “derhal seçim” olduğunu söyledik, söylüyoruz.
KENDİLERİNİN VE YAKINLARININ MAL VARLIKLARINI AÇIKLAYIN
Bugün buradan bir çağrı daha yapmak istiyoruz. 2018’den sonra görev yapan bütün Bakanların, bakan Yardımcılarının, AK Parti Genel Başkan Yardımcılarının, BDDK, SPK, Borsa İstanbul, Takasbank ve Kamu Bankalarının üst düzey yöneticilerinin, ve yakınlarının mal varlıklarında, görev sürelerinde ve özellikle son bir yılda yaşanan değişimleri kamuoyuna açıklayın! Bu ülke kirden, çirkeften, yolsuzluklardan arınacaksa, bunda samimi iseniz işe buradan başlayın.
GÖRÜNEN O Kİ BU İŞ MAHKEMEDE BİTECEK
Hükümet, Meclis’e getirdiği Fon Yasası’nın da gece yarısı eklediği maddeyle kafasını gözünü yardı. AK Parti, yasa Genel Kurul’a geldikten sonra bir teklif vererek, fonlar temerrüde düşmeden önce satış talimatı veren, ama parasını alamayanlara, “sen alacaklı değil pay sahibisin, haydi kuyruğun sonuna” dedi. Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Takas Kesinliğini” düzenleyen 79. Maddesi: “Sermaye piyasası araçlarının ‘Takas talimat ve işlemleri’ ile ödeme işlemleri (…) geri alınamaz ve iptal edilemez” diyor. Yasa bu kadar netken, fonların tasfiyesinde gözetim ve denetim görevi verilen SPK da, AK Parti’nin yaptığı bu hukuksuzluğa destek çıktı. “Her takas talimatı, takas işlemi sayılmaz” diyerek topu taca attı. Açıklamada bu düzenlemenin, “fon varlıklarının yatırımcılar arasında adil dağıtılmasına katkı sağlayacağı” söylendi. Yani SPK, “biz kanunun emrettiğini yaparsak, tasfiye edilecek varlıklar, mağdurların ağzına bir parmak bal çalmamıza bile yetmez” demeye getirdi. Görünen o ki, bu iş mahkemede bitecek. Bu maddeden etkilenenler, haklarını mahkeme yoluyla alacak. Paralar devletin sağ cebinden değil, sol cebinden çıkacak, hükümet de bütçenin arkasından dolanarak, yükü yine bu milletin sırtına yıkacak.
BAKAN BEY’DEN ÇIT YOK
Bütçenin arkasını dolanmak demişken, Hazine ve Maliye Bakanı’nın çok övündüğü, Uluslararası Para Fonu’nun Türkiye Mali Şeffaflık Değerlendirmesinde ciddi uyarılar da var. Parlamento denetiminin zayıflaması, bütçe dışında yapılan harcamalar ve şartlı yükümlülükler “kritik kör noktalar” olarak tanımlanıyor. Deprem harcaması gerekçesiyle, “emanet Hesabı” şişirilerek “bütçenin arkasından dolaşılması” eleştiriliyor. KKM üzerinden verilen garantiler ve yükün Merkez Bankası üzerine yıkılmasına da dikkat çekiliyor. En önemlisi de bugün yaşanan fon vurgununda adı sık sık geçen, Erdoğan’ın başında olduğu Erişah Hanım’ın da Başkanvekili olarak görev yaptığı varlık Fonu’nun, Sayıştay denetimi dışında kaldığı, hesaplarının denetimi konusunda, iç kamuoyuna yeterince bilgi verilmediği eleştiriliyor. Değerlendirmede yer alan bu konular hakkında, sayın Bakandan çıt yok.
HUKUK DEVLETİNİN RUHUNA RAHMET OKUTUYORLAR
Sayın Bakan bir de, fon Vurgunundan fayda sağlayanlar için, fon yasasındaki “gönüllü iade” imkanından bahsediyor: “Reel olarak 10 milyon lira ve üzeri kazanım elde edenlere başvurulacak. (…) bunların ‘manipülasyona iştirak’ durumu veya değerlendirilmesi söz konusu olabilir. Gönüllü iade ederlerse sorun yok, etmezlerse tabii ki hukuki bir süreç Adalet Bakanlığımız tarafından işletilecek” diyor. Ama Adalet Bakanı dün çıkmış, “gönüllü iade yapılması, tek başına hiçbir gerçek veya tüzel kişinin hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz” diye açıklama yapıyor. Adalet Bakanı’nın dediği doğruysa Hazine ve Maliye Bakanı’nın dediği ne oluyor? Fondan olağan dışı kazanç sağlayanlara, Maliye Bakanının açtığı tövbe kapısının durumu nedir? Bir dedikleri bir dediklerini tutmuyor. Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu? Bunu yaparken de maalesef hukuk devletinin ruhuna rahmet okutuyor.
2027 BÜTÇESİ GÖRÜŞÜLMEDEN KADÜK OLACAK
Hükümet Fon Skandalının üstesinden gelemiyor. Geçtiğimiz hafta borsa, yüzde 5 daha değer kaybetti. Skandalın ortaya çıkmasından bu yana toplam değer kaybı yüzde 20. Tüketici Güveni Ekim ayında, tek bir ayda yüzde 7,7 azaldı. Bu son 3 yılda endekste görülen en sert düşüş. Önümüzdeki bir yılda Türkiye’nin 300 milyar dolar dış finansman ihtiyacı var. Bunun bulunması giderek zorlaşıyor. Fon Vurgununun ardından Merkez Bankası’nın net rezervlerinin üçte biri de bir ayda eridi gitti. Net rezervler 31 milyar dolara kadar geriledi. Bu hafta 2027 Bütçesini, Komisyonda tartışmaya başlıyoruz. Bütçe büyüklükleri, fon Skandalının ekonomiye milyarlarca dolarlık zararının, olmadığı bir dönemde belirlendi. Ama şimdi işler değişti. Bu vurgunun, ekonomik hedef ve tahminlere etkisi ne olacak? Kamu kesiminin borçlanma gereği, 2027’de 64 milyar dolar. Bu paralar nereden bulunacak? Hangi şartlarda, hangi faizle bulunacak? 2027 Bütçesi bu haliyle, daha görüşülmeden kadük olarak tarihe geçen diğer bütçelere benziyor.
NATO ANTLAŞMASINDA BİLE BÖYLE BİR OTOMATİK MEKANİZMA YOK
Bu haftanın önemli gündem maddelerinden biri de Mekke Anlaşması. Nihayet siyasetin gündemine geldi. Akdeniz Bölgesi’nde son yıllarda güçlenen rakip ülkelerin iş birlikleri karşısında bu anlaşma Türkiye açısından önemli fırsatlar yaratabilecek, bölgesel dengeler açısından da ülkemize önemli faydalar sağlayabilecektir. Ancak anlaşmanın maddelerine baktığımızda ülkemiz açısından bazı riskler de var. Antlaşmanın; NATO Antlaşması’na benzetilen 2. Maddesine göre, taraf ülkelerden birine saldırıda bulunulması halinde, diğerleri “derhal” ve sağlayabileceği tüm imkanlarla ona yardım edecek. Örnek gösterilen NATO Anlaşması’nda bile böyle bir otomatik mekanizma yok. Bir ülke, saldırıya kendi imkanlarıyla karşı koyamıyorsa öncelikle tarafların bir araya gelmesini, bir danışma mekanizmasının çalışmasını öngörüyor. Madde 16’da ise anlaşma tarafları en az 10 yıl boyunca anlaşmadan çıkmamak için kendini bağlıyor. Önümüzdeki 10 yılın ne getirip götüreceği belli değilken, ülkenin kısa-orta vadeli diplomatik ilişkilerini bu şekilde bağlamayı, akılcı bulmuyoruz. Bu ve buna benzer hususlar, Dışişleri Komisyonu’nda enine boyuna tartışılmalıdır. Biz başka ülkelerin bölgedeki planlarının maliyetinin Türkiye’nin sırtına yüklenmesine karşı dururuz. Ama milli çıkarlarımıza uygun olarak ülkemizin bölgesinde güçlenmesini sağlayacak adımların da arkasında oluruz. Sözlerimi bitirirken, Brezilya’da seçimi Lula da Silva kazandı. Bu, son dönemde güney Amerika ülkelerinde sağ siyasetin yükseliş eğiliminin aksine önemli bir sonuç... Kendilerini kutluyorum. Yine Sırbistan’da otokrat yönetime karşı uzman, akademisyen, sanatçılardan oluşan “öğrenciler Listesi” kazandı. Onları da kutluyorum.
KONU YARGIYA İNTİKAL ETMİŞTİR, NE OLUP OLMADIĞI YARGIDA BELİRLENECEKTİR
“Benim söyleyeceklerim bu kadar. Şimdi sorularınız varsa alabilirim” diyecektim ama benden önceki oturumda konuşan Yeni Parti’nin Grup Başkanvekili, bir takım hususlara değindi. Ben kısaca bunların üzerinde durmak, bu konudaki görüşlerimi sizlere ifade etmek istiyorum. Bir kere her şeyden önce, konu yargıya intikal etmiştir. Bu paraların ne olup olmadığı konusu yargıda belirlenecektir. Tek bir hususun altını çizeyim. Bu paralar CHP Genel Başkanlığına ait, İşbankası’ndaki bir özel hesapta durmaktadır. Yani CHP’nin parasıdır. Bu bir…
HEM GRUBUN PARASININ HEM FON REZALETİNİN PEŞİNDEN KOŞARIZ
İkincisi, biraz önce konuşan Grup Başkanvekili bizleri bu meseleyi ileri sürerek Fon’la ilgili gündemi karartmakla itham etti. Biraz önce gördünüz, kendisi Fon’la ilgili tek bir kelime söylemedi, ben ise neredeyse 20 dakikadır bu Fon rezaletiyle ilgili partimizin görüşlerini size arz ediyorum. Biz hem Fon rezaletiyle uğraşırız, hem de partimizin Grup Başkanlığının partimize ait olan parasını geri almak için elimizden gelen her şeyi yaparız. Eğer biz bunu yapmazsak, bugün fon rezaletinin peşine düşerken milletimizi, ‘kendi hakkımızı arayamazken Fon mağdurlarının hakkını nasıl arayacağımız’ konusunda inandıramayız. Siyaseten önemli olan husus budur. Ben hem kendi paramın peşinde koşarım, hem de fon rezaletinin peşinde koşarım. Bu arada milletimizin takdirine de şunu sunmak isterim: Baba ocağı dedikleri partinin hesabındaki paraya katakulliyle çökenlerin, milletin hakkını nasıl arayacaklarının takdirini aziz milletimize bırakırım.
BENİM ELEŞTİRİLERİM KİŞİLERDEN ÖTE SİSTEME YÖNELİK
Öztrak, geçmişte Uzan Yasalarıyla yolsuzluk iddialarına bulaşanların yakınlarının mal varlığına gidilmesi imkanının açıldığı, Fon Skandalında da bu imkanın kullanılıp kullanılamayacağı ve Fon Skandalının gerçek sorumluluğunun kimde olduğu yönündeki soru üzerine özetle şunları ifade etti:
“Ben o dönemin ekonomi yönetimine ilişkin konuştum. Ama şunu da söylüyorum: Bugün bu ülkenin yaşadığı kurumsal tahribatın en temel nedenlerinden biri, tek kişilik ucube rejimdir. Bu rejimin başına uçsuz bucaksız yetkileri vermişsiniz. Bugün ortada çok ciddi sorunlar var. Büyük bir kurumsal tahribat var. Hatırlarsanız 2000’li yılların başında yaşanan krizden sonra, ben o dönem Hazine Müsteşarıydım, basına ‘gemileri yaktık, artık geri dönüş yok’ demiştim. Çünkü BDDK’yı kurmuştuk, bütçeyle ilgili olarak ciddi bir kurumsal çerçeve getirmiştik. Borçlanmaya limit getirmiştik. Harcamalarına dikkat çekmiştik. SPK ile ilgili düzenlemeler yapmıştık. Merkez Bankası’nın bağımsızlığını güçlendirmiştik. Tüm bunların Türkiye’nin o dönemde yaşadığı keyfiliklerin önüne geçeceğini umuyorduk.
Ondan sonra işbaşına gelen Hükümet bizim getirdiğimiz kurallara 2014 yılına kadar büyük ölçüde uydu. Ama 2014’te Sn. Erdoğan ‘Ben öncekiler gibi bir Cumhurbaşkanı olmayacağım’ diyerek işe başladı. 2018’de fiilen tek adam rejimine geçtik. Bugün bütün bunlar bu yüzden başımıza geldi. Benim eleştirilerimi kişiye yönelik eleştiri olarak anlıyorlar. Benim eleştirilerim kişiye yönelik değil, sisteme ve bu sistemi büyük bir keyfilik içinde yönetenlere yöneliktir. Böyle giderse Türkiye’nin başına gelecek çok daha fazla işler de vardır. İkincisi, yasalarda mal varlıklarına el koyma var, mahkemeler bu işlemleri rahatlıkla yapabilirler.”
BİZ “DERHAL SEÇİM” DİYORUZ
Öztrak, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hafta sonunda erken seçimle ilgili yaptığı açıklamaların sorulması üzerine de şu değerlendirmelerde bulundu:
“Biraz önce de söylediğim gibi derhal seçim gerekir. Başka türlü bu güven bunalımını aşmak mümkün değildir. Bu yönetimin devam etmesi durumunda, Türkiye’de hangi acı ilacı içirirseniz içirin etkisiz kalmasına yol açacaktır. Çünkü 2018’den bu yana devam eden süreçte bu yönetime ve bu yönetimin ekonomi stratejisine hiçbir güven kalmamıştır. Biz derhal seçim diyoruz.”
MİLLETVEKİLİ ARKADAŞLARIMIZ BABA OCAĞININ PARASI OLDUĞUNU BİLSE EL SÜRMEZDİ
CHP Grubunun parası tartışmalarıyla ilgili bir başka soru üzerine Öztrak şunları kaydetti:
“Konu mahkemeye intikal etmiştir. Bu paranın kimin parası olduğu ortaya çıkacaktır. Bütün bu hususları düzenleyen CHP’nin Grup İçyönetmeliği, Siyasi Partiler Kanunu ve Anayasa var. Bu maddeler çerçevesinde mahkemeler bunun ne olduğuna karar verecektir. Keyfi şekilde ‘bu çay parasıdır’ diye para toplamak olmaz. O paraların hepsinin gerekçesinde Grup Kararları vardır. O kararlar yazılırken İçyönetmeğin ve Siyasi Partiler Kanunu’nun hangi maddelerine göre bu kararların alındığı ortaya çıkar.
Ama bunların hepsinin ötesinde, bu para CHP Genel Merkezi’nin özel hesabından çekilip dağıtılmıştır. Para, CHP’nin mal varlığına intikal etmiştir. Para, CHP’nin parasıdır. İçyönetmelik, kanun, anayasa bu paranın nasıl harcanabileceğini yazar. Kanuna aykırı olarak aldığınız Grup Kararı, yasalara aykırı olarak kullandığınız imzalar, hiçbir işe yaramaz.
Ben milletvekili arkadaşlarımızın bu paranın baba ocağının parası olduğunu bileseler ellerini bile sürmeyeceklerini gayet yakından biliyorum. Ama maalesef partinin bir kötülük makinesine dönüşmüş olan ve daha önce bizdeyken batıl ilan edilen yönetimi, bu meseleyi milletvekili arkadaşlarımıza çok farklı anlatmış. Açıklamalardan anladığım bu. Tekrar ifade edeyim, konu mahkemeye intikal etmiştir. Mahkeme gereken kararı verecektir.”
07.09.2023