12.08.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Sözcüsü Müslim Sarı:
- “Reel sektör firmaları hiç olmadığı kadar büyük bir risk altındadır. Türkiye'de üretim yapan, istihdam üreten bu firmalar çok büyük kırılganlıkla karşı karşıyadır. Buradan hükümeti uyarmak istiyoruz. Reel sektör firmaların döviz pozisyonu açıkları takip edilmeli. Buralara müdahale edilmeli. Bununla ilgili gözetim ve denetim sistemleri geliştirilmeli ve bu firmaların döviz yükümlülükleriyle döviz varlıkları arasındaki ilişki yeniden gözden geçirmelidir.”
- “Mehmet Şimşek’in, ‘savaş olmasaydı bizim buradaki enflasyonumuz yüzde 20 olurdu’ söylemi gerçekten trajikomik bir söylem.”
- (Mekke Ortak Savunma Anlaşması'na ilişkin) “Türkiye'nin güvenliğine ilişkin her türlü uluslararası anlaşma bizim açımızdan yerindedir ve önemlidir. Önemsiyoruz. Ancak Türkiye'yi büyük güçlerin güvenlik yükünü azaltacak şekilde bölgedeki taşeronu haline getirebilme ihtimalini de göz önünde bulunduruyoruz.
- “Çerçeve yasanın; Türkiye'nin milli birliği, beraberliği ve kardeşliği açısından bu yasanın hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bizim öteden beri bu yasanın konusunu teşkil eden sorunla ilgili yaklaşımımız bellidir, nettir.”
- “Kanunun çıkmış olması yasal sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü kanun süreli bir kanun ve şarta bağlı bir kanun. Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nasıl bu yasanın içinde yer aldıysak, iradesinin bir parçası olduysak bu sürecin tamamlanması sürecini de titizlikle takip edeceğiz.”
- “Bu yasa bizim açımızdan güzel bir başlangıç ancak bir son değil. Bunu bir terörle mücadele işi olmaktan çıkartıp aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleştirilmesi, daha demokratik bir ülke haline dönüştürülmesi için güzel bir başlangıç olması gerektiğini düşünüyoruz.”
- “Bugün beş ilimizde atama yaptık. Üç ilimizde de yetki verdik, MYK olarak ilgili birime yetki vermiş bulunuyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde de bir MYK kararı beklenmeksizin geri kalan üç ilimizde de atama gerçekleştirilecek ve CHP'nin bütün illerinde yönetimler oluşturulmuş olacak.”
- “Ağustos ayının sonuna geldiğimizde ilçelerle ilgili düzenlemeler de tamamlanmış olacak ve kuvvetle muhtemel Eylül ayının başlarında biz kongreler takvimini ilan edeceğiz.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Sözcüsü Müslim Sarı, Genel Merkez'de gerçekleştirilen Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısının ardından basın mensuplarının karşısına çıktı. Ülke gündemindeki ekonomi verileri, dış politikadaki son gelişmeler, çerçeve yasa süreci ve parti içi kongre takvimine ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulunan CHP Sözcüsü Müslim Sarı, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Sarı, şunları söyledi:
Sayın basın mensupları, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bugün Merkez Yönetim Kurulu toplantımızı yaptık. Saat 14.00'te başlayan toplantımız az önce sona erdi. Planladığımızdan biraz gecikmeli olarak yine basın toplantısını yapıyoruz. Bazı süreçler beklediğimizden daha uzun sürüyor. O yüzden özür dileriz bu küçük gecikmeler için.
Yine MYK'mızın gündeminde daha önce süreçlere uygun olarak oradaki sistematiğe uygun olarak hem ülkenin gündemine ilişkin hem de partimizin kendi iç gündemine ilişkin değerlendirmelerimiz oldu. Bu çerçevede yine bu sistematiğe uygun biçimde aldığımız bazı kararlarla beraber bazı değerlendirmelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.
“REEL SEKTÖR DÖVİZ POZİSYON AÇIĞI 204 MİLYAR DOLARA ULAŞTI”
Yine tabii ülkenin en önemli gündemlerinden biri ekonomi ve ekonomiyle ilgili. Her hafta bazı veriler açıklanıyor ve bu veriler aslında Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu duruma ilişkin bize birtakım tablolar sunuyor, fotoğraf çekiyor. Biz de bunları MYK gündemimizde değerlendirme fırsatı buluyoruz. Bu çerçevede bu haftanın en önemli verisi aslında kendi içinde de çok büyük bir uyarı barındıran reel sektör döviz pozisyon açığı. Şimdi döviz pozisyon açığı ne demek? Döviz pozisyon açığı, döviz varlıklarınızla döviz yükümlülüklerinizin arasındaki fark demek. Yani 100 liralık bir döviz varlığınız varsa, 120 dolar bir döviz yükümlülüğünüz varsa aradaki 20 dolar sizin döviz pozisyon açığınızdır. Peki döviz pozisyon açığının artıyor olması ne demek? Bu aslında sizin ciddi şekilde bir kur riski ile karşı karşıya kalmanız demek. Eğer döviz açığınız 20 dolarsa dolarda ortaya çıkacak bir yükselme otomatik biçimde sizin borçlarınızı ve yükümlülüklerinizi artıracak demek. O yüzden döviz pozisyonu açıkları bir ülke açısından çok yakından takip edilir, önem verilir. Döviz pozisyonu açıklarına bir ülkenin bir kesimi yani hane halkı olabilir bu reel kesim olabilir ya da finansal kesim olabilir. Döviz pozisyon açığı veriyorsa ve bu açık zaman içinde büyüyorsa bu şu demektir. Çok ciddi bir döviz kırılganlığıyla karşı karşıyasınız demektir.
Şimdi Türkiye ekonomisinin birçok verisine bakabilirsiniz, birçok verisi ile ilgili değerlendirme yapabilirsiniz ama reel sektör döviz pozisyon açığı dediğimiz açık, ülkenin aslında en önemli göstergelerinden biridir. Reel kesim kim? Finansal olmayan kesim. Yani bankacılık ve diğer finansal kuruluşlar dışında doğrudan doğruya üretim yapan kesimler. Bu kesimlerin döviz pozisyon açığı, en son açıklanan rakamlara göre neredeyse 3'e katlanmış durumdadır. Şöyle düşünün. 2023 yılında sadece 70 milyar dolar olan reel kesimin döviz açığı, 2026 yılına geldiğimizde en son veri olarak 204 milyar dolara ulaşmıştır. Yani 70 milyar dolardan 204 milyar dolara ulaşmış bir döviz pozisyon açığı var. Bu ne demek? Türkiye'deki reel kesim firmalarının döviz varlıkları, döviz yükümlülüklerinden 204 milyar dolar az. Bu şu demek. Eğer döviz kuru yukarıya doğru çıkarsa, Türk lirası değer kaybederse yani söz gelimi 48 liradan ya da 50 liradan 60 liraya çıkarsa yüzde 20'lik bir artış olursa aslında bu firmaların döviz yükümlülüğünün de yüzde 20 artması yani 40 milyar dolar artması demek. Buradan hükümeti uyarmak istiyoruz. Reel sektör finansal koşullar sebebiyle çok ciddi bir döviz pozisyon açığıyla karşı karşıyadır. Çok büyük bir kırılganlık içindedir. Çok büyük bir risk altındadır. Uygulanan program döviz kurunu baskıladığı için, döviz kuru olması gereken seviyelerde olmadığı için burada çok ciddi bir risk birikmektedir ve reel sektör firmalarının önümüzdeki dönemde programda ortaya çıkan gevşemeye bağlı olarak çok ciddi şekilde iflaslarla karşı karşıya kalacağını göreceğiz. Reel sektör firmalarının iflası finansal sektör firmalarının da kredi mekanizması üzerinden yani bankaların da iflası anlamına gelecektir ya da e bozuk kredilerinin sayısının artması anlamına gelecektir. Dolayısıyla reel sektör firmaları hiç olmadığı kadar büyük bir risk altındadır. Türkiye'de üretim yapan, istihdam üreten bu firmalar çok büyük kırılganlıkla karşı karşıyadır. Buradan hükümeti uyarmak istiyoruz. Reel sektör firmaların döviz pozisyonu açıkları takip edilmeli. Buralara müdahale edilmeli. Bununla ilgili gözetim ve denetim sistemleri geliştirilmeli ve bu firmaların döviz yükümlülükleriyle döviz varlıkları arasındaki ilişki yeniden gözden geçirmelidir.
“MEHMET ŞİMŞEK’İN ‘ENFLASYONUMUZ YÜZDE 20 OLURDU’ SÖYLEMİ TRAJİKOMİK”
Biz bunları söylerken Sayın Şimşek enflasyonla ilgili çok önemli bir açıklama yaptı ve dedi ki; eğer savaş olmasaydı yani İran'daki savaşı kastederek, Körfez'deki gelişmeleri kastederek petrol fiyatlarına vurgu yaparak, ‘eğer savaş olmasaydı Türkiye'de enflasyon yüzde 20 seviyesinde olacaktı.’ Bu bana dönemin Milli Eğitim Bakanını hatırlattı. Eğer okullar olmasaydı Milli Eğitimi ne kadar güzel yönetirdim diyen Milli Eğitim Bakanının sözlerini hatırlattı, anımsattı. Şimdi şöyle düşünün arkadaşlar. Yanı başımızda 5 yıldır devam eden bir savaş var. İşte Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş gibi. Ama her iki ülkede savaşın içinde olduğu halde enflasyonlar yüzde 20'nin altında. Dolayısıyla savaş olmasaydı bizim buradaki enflasyonumuz, Türkiye'deki enflasyonumuz yüzde 20 olurdu söylemi gerçekten trajikomik bir söylem. Yani bunun bugün ülkenin ekonomi politikalarını yöneten bir kurumun hükümetin başkanı tarafından dile getirilmiş olması aynı zamanda çok büyük bir trajik komik bir durumu ifade ediyor. Aynı zamanda bir çeşit dalga geçmek gibi de algılanabilir.
“MEKKE ORTAK SAVUNMA ANLAŞMASI'NIN AVANTAJLARI OLDUĞU KADAR CİDDİ RİSKLERİ DE VAR”
Bunun dışında MYK'da ekonomi ile ilişkin değerlendirmelere ek olarak yine dış politika kapsamında bazı değerlendirmeler de yapıldı. En önemli değerlendirme noktamız bizim Mekke Ortak Savunma Anlaşmamız yani 7 Ağustos'ta imzalanan savunma anlaşması oldu. Bu savunma anlaşmasına ilişkin fikirler, düşünceler, değerlendirmeler, riskler, avantajlar masaya yatırıldı. Bildiğiniz üzere bu anlaşma Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında üç tane temel hat üzerinde, üç temel boyut üzerinde oluşturulmuş bir anlaşmaydı. NATO'nun 5. maddesine benzer bir kolektif caydırıcılık içeren öte yandan ülkelerin savunma sanayi ya da savunma alanındaki iş birliklerinin derinleştirilmesi hedefini ortaya koyan ve terör başta olmak üzere ülkeler açısından güvenliği tehdit eden unsurlara karşı bir savunma paktı. Bu savunma paktının elbette olumlu yanları da var, olumsuz yanları da var. ü tane önemli konu üzerine oturuyor aslında. Ü tane farklı bakış açısı var ya da daha doğrusu üç farklı boyutu bir savunma paktı içinde bir araya getirme hedefi olduğu görülüyor. Bu Türkiye Cumhuriyeti'nin savunma sanayi alanındaki gelişmeleri, işte Suudi Arabistan'ın finansal gücü ve öte yandan nükleer silaha sahip olan tek Müslüman ülke olarak Pakistan'ın bu potansiyelini, bu gücünü bir araya getirerek bir ortak iş birliği ve barış ve savunma iş birliği anlaşmasının bağıtlandığını görüyoruz. Şimdi bu anlaşmayla ilgili tabii şöyle değerlendirmeler yapmak mümkün. Bir defa iki tane büyük gücün bu bölgede yani Türkiye dışında iki tane büyük gücün, bir tarafta Mısır'ın diğer tarafta İran'ın sistemin dışında bırakılmış olmasını biz bir büyük eksiklik olarak değerlendiriyoruz. Her iki ülkede bir taraftan kendi mezhepsel dağılımlarına da baktığımız zaman yani hem Şia'nın hem Sünni mezhebinin önemli iki ülkesi olması bakımından hem Ortadoğu'nun en önemli ülkelerinden biri olması bakımından bölgenin istikrarı açısından da son derece önemli iki ülke olması bakımından bu buranın önemli bir eksiklik olduğunu değerlendiriyoruz. Elbette anlaşmanın içeriğine baktığımız zaman yeni üyelerin de bu anlaşmaya katılabileceğinden bahsediyor. Ama en azından kuruluş aşamasında bu eksikliği dile getirmek lazım. Öte yandan Körfez'deki gelişmeler çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri'nin kendi Körfez'deki müttefiklerini yeterince koruyup koruyamadığına ilişkin tartışmaların olduğu bir zeminde ve zamanda böyle bir anlaşmanın, güvenlik anlaşmasının gündeme gelmesi de son derece manidardır. Ancak şunu da tartışmak gerekir. Elbette Türkiye'nin güvenliği son derece önemlidir. Türkiye'nin güvenliğine ilişkin her türlü uluslararası anlaşma bizim açımızdan yerindedir ve önemlidir. Önemsiyoruz. Ancak Türkiye'yi büyük güçlerin güvenlik yükünü azaltacak şekilde bölgedeki taşeronu haline getirebilme ihtimalini de göz önünde bulunduruyoruz. Bu son derece önemlidir. Bildiğiniz üzere Amerika Birleşik Devletleri, Asya Pasifik'e yönelerek, özellikle Çin'e yönelerek daha farklı bölgelerde Avrupa gibi, Ortadoğu gibi, Latin Amerika gibi diğer bazı bölgelerde kendi müttefiklerini sürecin içine koyarak kendi güvenlik yükünü bir miktar kendi üzerinden atmak gibi bir strateji izliyor. Kendi güvenlik belgelerine baktığımız zaman Türkiye'nin bu konuda çok dikkatli olması gerekir. Kendi ulusal çıkarlarına uygun bağımsız dış politika açısından bu önemlidir. Türkiye kendi stratejik derinliğinde derinliğini varsıl kılacak bu durumu var kılacak her türlü işlem ve ilişki içine girebilir. Ancak bunu bir başka ülkelerin güvenlik yükünü alan bir çerçeveye dönüşme riski vardır. Bu riske de biz dikkat çekmek istiyoruz. Aynı zamanda bu anlaşmanın hangi tehditler ve hangi angajmanlar konusunda harekete geçeceğine ilişkin belirsizlikler vardır. Bu belirsizlikleri de işaret etmek isteriz. Bunların da önümüzdeki günlerde tartışılacağını göreceğiz. Öte yandan uzun süreli bir tarihsel ilişkimiz olan ve barışçı çok uzun bir dönemde sınırı paylaştığımız İran gibi bir devletin böyle bir anlaşma karşısında kendisinin çevrelendiği duygusunu hissetmiş olmasını da istemeyiz. Gerçi İran'ın resmi makamlarının bu konuda açıklamalarını bugün gördük. Dolayısıyla bunun kendileri için bir risk oluşturmadığını söylediler. Bu bizim açımızdan olumludur. Ancak yine de İran'a dikkat etmek gerekir. Öte yandan bu anlaşmanın Türkiye'nin taraf olmadığı bazı çatışma unsurlarının da tarafı haline getirebilme riski vardır. Bu da son derece önemlidir. Özellikle bu NATO'nun 5. maddesine benzer bir kolektif savunma anlaşmalarının her zaman bu tür riskleri vardır. Özellikle Pakistan'la Hindistan arasında, Pakistan'la Afganistan arasında ya da Husiler’le Suudi Arabistan arasında, öte yandan Irak'taki Haşdi Şabi başta olmak üzere İran'a münhasır, İran'la ilişkili olan yapıların yapacakları iş ve eylemler karşısında Türkiye'nin bir çatışmanın tarafı olabilme riskiyle karşı karşıya kaldığını da işaret etmek gerekir. Bu konuyu önemsiyoruz.
Öte yandan bu anlaşmanın savunma sanayi ile ilgili alanlarda Türkiye'nin potansiyelini, ihracat kabiliyetini daha da geliştirecek bazı olanakları da Türk Savunma Sanayi’ne vereceğini de düşünüyoruz bir taraftan. Öte yandan özellikle bölgedeki enerji koridorlarının, enerji havzalarının kontrolü bakımından Türkiye'ye bu alanda bir güç yaratıyor. Bu da Türkiye Cumhuriyeti açısından önemlidir ve bunu biz destekliyoruz. Bu anlaşmadan rahatsız olan ülkeler var. Başta Yunanistan olmak üzere Yunanistan'ın medyasını, kamuoyundaki tartışmaları gördüğümüz zaman bunu açık bir şekilde izleme şansımız oluyor. Özellikle Fransa'yla yapmış oldukları anlaşma karşılığında ya onu dengeleyen bir anlaşma olarak gördüklerini de müşahede ediyoruz. Öte yandan bu vesileyle Adalar Denizi'nde yer alan adaların, özellikle Lozan Anlaşması çerçevesinde silahsızlandırılmasının ihlal edildiğini de sıklıkla yeni örneklerini de bugünlerde yaşadık. Kaş yakınlarındaki Karaada'da bir askeri hareketlilik var. Lozan Anlaşmasına göre kesinlikle buraya çivi bile çakılamazken, bu tür iş ve eylemleri provokatif iş ve eylemler olarak değerlendiriyoruz ve hükümetin bu konuda daha uyanık olması ve bu konuda ulusal menfaatlerimizi ve kendi kurucu e anlaşmamızı, irademizi daha güçlü bir biçimde savunması gerektiğine inanıyoruz.
“ÇERÇEVE YASA GÜZEL BİR BAŞLANGIÇTIR, SÜRECİN TAKİPÇİSİYİZ”
Bunun dışında, bunun ötesinde iç politikayla ilgili yine MYK'mızda birtakım değerlendirmeler yapma fırsatımız oldu. Bildiğiniz üzere, bu haftanın en önemli konusu çerçeve yasaydı ve çerçeve yasa ile ilgili tartışmalar, bu yasanın bundan sonra ne gibi sonuçları olabileceğine ilişkin tartışmalar hem medyada hem de partilerin yetkili kurullarında tartışılıyor. Biz de bu çerçevede çerçeve yasayla ilgili düşüncelerimizi, fikirlerimizi, bundan sonra olası konuları tartışma fırsatı bulduk. Öncelikle bu çerçevenin Türkiye'nin milli birliği, beraberliği ve kardeşliği açısından bu yasanın hayırlı olmasını temenni ediyoruz. Bizim öteden beri bu yasanın konusunu teşkil eden sorunla ilgili yaklaşımımız bellidir, nettir. 1989 yılından beri Türkiye Cumhuriyet Halk Partisi'nin öncüsü, öncülü olan partilerin bu konuyla ilgili bugün dahi söylenmeye cesaret edilemeyen sözleri söylediklerini, bu konuyla ilgili yaklaşımları paylaştıklarını hatırlatmak istiyoruz. Öte yandan bu konu gündeme geldiğinden beri son iki yıldır da partimiz son derece yapıcı bir biçimde meselenin çözümü, terörün ortadan kaldırılması konusunda yapıcı bir çözüm yapıcı bir tutum sergiledi. Hiçbir zaman bu sorunu bir parti meselesi gibi görmedik. Yani biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir partiler üstü mesele gibi bir kamucu anlayış çerçevesinde bir devlet meselesi, bir memleket meselesi gibi gördük ve hiçbir zaman bunu iç politikaya malzeme etmeyi düşünmedik. Bunu bir pazarlık unsuru olarak değerlendirmedik. Yani bu yasayı ve bu yasanın çerçevesini iç politikalarda parti menfaatleri açısından bir pazarlık unsuru olarak asla değerlendirmedik ve görmedik ve aynı tutumumuz devam ediyor. Elbette yasal süreç sona ermiş değil. Kanunun çıkmış olması yasal sürecin sona erdiği anlamına gelmiyor. Çünkü kanun süreli bir kanun ve şarta bağlı bir kanun. Dolayısıyla ilgili şartların hepinizin malumu olduğu üzere bu şartların işte silah bırakıldığının resmi organlar tarafından teyit edilmesi, Milli Güvenlik Kurulu tarafından bir rapora bağlanması. Bunun Resmî Gazete’de yayınlanması ve ondan sonra başlayacak bir süre içerisinde bu yasanın geçici olanaklarından yararlanılmasının mümkün kılacağı bir çerçeve var önümüzde. Ve tamamlanmamış bir yasal süreç var henüz. Ve biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak nasıl bu yasanın içinde yer aldıysak, iradesinin bir parçası olduysak bu sürecin tamamlanması konusunda da yakından takip edeceğimizi kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Titizlikle bu süreci takip edeceğiz. Bu yasa güzel bir başlangıç. Bizim açımızdan güzel bir başlangıç. Ancak bir son değil.ve bu yasanın içeriğini, bu yasayla başlayan sürecin içeriğini daha da zenginleştirecek yaklaşımlardan yana olduğunu Cumhuriyet Halk Partisi'nin söylemek isteriz. Yani bu meseleyi sadece bir güvenlik ekseni meselesi içinde, devletin bekası meselesi içerisinde görmeden tabii ki bunlar çok önemli ve bunları biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kurucu parti olarak önemsiyoruz. Çok özel, önemli görüyoruz. Ama öte yandan bu sorunun ortaya çıkmasına neden olan unsurları ortadan kaldıracak işte ekonomik boyutuyla, kalkınma boyutuyla, sosyal boyutuyla ve kültürel boyutlarla zenginleştirilmesi gerektiğine de inanıyoruz. Yani bu işi bir terörle mücadele işi olmaktan çıkartıp aynı zamanda Türkiye'nin demokratikleştirilmesi, daha demokratik bir ülke haline dönüştürülmesi için güzel bir başlangıç olması gerektiğini düşünüyoruz.
“ÖRGÜTSEL DÜZENLEMELERDE SONA GELDİK, EYLÜL'DE KONGRE TAKVİMİ BAŞLIYOR”
Bizim hem iç politikaya ilişkin hem dış politikaya ilişkin hem de ekonomi gündemine ilişkin bu değerlendirmelerimize ek olarak, parti içi süreçlerimize ilişkin değerlendirmeler yaptık. Bildiğiniz üzere butlan kararından sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nde, partiyi bir an önce kongrelere taşıyabilmek için birtakım örgütsel düzenlemeler yapıldı. Bu örgütsel düzenlemeleri yaklaşık bir 1,5 aydır sizler de takip ediyorsunuz. Her toplantıda biz örgütlerimizde, il örgütlerimizde ve ilçe örgütlerimizde bu konuyla ilgili atamalar, görevlendirmeler, görevden almalar gerçekleştirdik. Bugünkü toplantıyla aslında bu işin sonuna gelmiş olduk. Bizim 8 tane ilimizde yönetim boşluğumuz vardı. Daha doğrusu il yönetimlerimiz yoktu; daha önceden istifa eden arkadaşlarımız oldular ve bunun yerine atamalar yaptık. Bugün beş ilimizde atama yaptık. Üç ilimizde de yetki verdik, MYK olarak ilgili birime yetki vermiş bulunuyoruz. Dolayısıyla önümüzdeki günlerde de bir MYK kararı beklenmeksizin geri kalan üç ilimizde de atama gerçekleştirilecek ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin bütün illerinde yönetimler oluşturulmuş olacak. Bugün için aldığımız kararlar doğrultusunda atadığımız 5 ilde görevlendirdiğimiz arkadaşlarımız ve illeri şunlar. Bolu il için Ersan Türkoğlu arkadaşımızı, Gümüşhane için Rıdvan Eryılmaz arkadaşımızı, Hatay için Derya Altınay arkadaşımızı, Sakarya için Songül Bulut arkadaşımızı ve Tokat için de Ender Ergün arkadaşımızı atamış bulunuyoruz. Böylece yetki verdiğimiz 3 ille beraber Cumhuriyet Halk Partisi'nin il atamalarıyla ilgili süreci tamamlanmış oluyor. Ve ben henüz MYK'dan çıkarken o konuyla ilgili bir karar alınıyordu ama henüz ben ona yetişemedim. Muhtemelen gidince öğreniriz ya da kamuoyuyla paylaşılır. Bu il düzenlemelerimiz tamamlandığına göre başta söylediğimiz il başkanları toplantımızı da yapabilir hale geleceğiz, kuvvetle muhtemel önümüzdeki hafta bir il başkanları toplantısı yaparak atadığımız bütün bu il başkanlarıyla beraber genel değerlendirmeler yapacağız. Elbette il başkanlarının atanmış olması örgütsel düzenlemelerin sonuna geldiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü bu illerle beraber bu il yönetimleriyle ortak bir biçimde ilçelere ilişkin düzenlemeler de yapılıyor. Bir yandan peyderpey başladı yapılacak. Ağustos ayının sonuna geldiğimizde bunlar da tamamlanmış olacak. Ve yine kuvvetle muhtemel Eylül ayının başlarında biz kongreler takvimini ilan ediyor olacağız. Onu da önümüzdeki hafta tam gün olarak belki sizinle paylaşma fırsatım olur. Dolayısıyla biz başta söz verdiğimiz gibi Cumhuriyet Halk Partisi üyelerine ve kamuoyuna bir olağanüstü kurultay yapamadığımız yerde en azından mahkemenin vereceği kararı beklerken parti içi yarışlar ve parti içi değerlendirmelerin önünü kapatmamak için kongreleri başlatalım iradesine uygun olarak ve en geç Eylül ayında da kongre takvimlerini ilan edelim ve kongrenin resmi başlangıçlarını yapalım iradesine uygun olarak hareket ediyoruz. Dolayısıyla 10-15 gün içerisinde bu konuyla ilgili bütün netlikleri görme şansımız olur. Öte yandan arkadaşlar genelde illerimizin ilçeleri ile ilgili değerlendirmelerimizi ve aldığımız kararları ayrıntı kararları olarak görüp sizlerle paylaşmama eğilimi içindeyiz. Ama İstanbul'a ilişkin biliyorsunuz özel bir ilgi var ve İstanbul'da özel bir beklenti oluşuyor. O yüzden biz geçen hafta İstanbul ilçelerine ilişkin yapmış olduğumuz atamalara da yarım bıraktığımız, eksik bıraktığımız ilçelerimize ilişkin değerlendirmeleri de yaptık. Bu değerlendirmeleri de yine sizinle paylaşalım. Yaklaşık 14 tane ilçemizde ilçe başkanı belirlemiş bulunuyoruz. Bu ilçeler Avcılar ilçesi, Bağcılar ilçesi, Bakırköy, Beşiktaş, Beylikdüzü, Beyoğlu, Esenyurt, Fatih, Gaziosmanpaşa, Güngören, Kağıthane, Silivri, Sultangazi. Geri kalan ilçelerle ilgili ki 4 ya da 5 ilçe sanıyorum. Geri kalan ilçelerle ilgili de biz yetkili ilgili birime yetki vermiş bulunuyoruz. Dolayısıyla bunun için de herhangi bir MYK kararına gerek olmaksızın önümüzdeki birkaç gün içerisinde yeni değerlendirmelerle İstanbul ilçelerini tamamlamış olacağız. Yani hem illerimizi hem İstanbul'la ilgili ilçelerimizi tamamlamış oluyoruz. Dolayısıyla örgütsel düzenlemelerimizin de sonuna gelmiş oluyoruz. Artık bu aşamadan sonra Cumhuriyet Halk Partisi'nin kendi yetkili organlarını örgütsel düzeyde toplayarak kongre süreçlerine hazır hale geldiğini görmüş olacağız. Benim bu kararlarla ilgili ve MYK'da yapılan değerlendirmelerle ilgili aktaracaklarım şimdilik bunlar, bunun dışında sorularınız olursa onları da cevaplayayım. Buyurun.
Soru- Geçtiğimiz haftalarda hem bir yandan partiden ayrılmayıp ama yeni partiyi destekleyen isimlerin ihracının söz konusu olabileceğine dair sinyaller de vermiştiniz. MYK'da buna dair bir değerlendirme yaptınız mı? Selin Sayek Böke gibi, Aylin Nazlı Aka gibi isimlerin ihracı söz konusu olabilir mi yakın zamanda? Bir de Etimesgut’ta başkan vekilliği tartışması. Burada Yeni Parti kanadında sizlere yönelik bazı iddialar da oldu. Tırnak içinde Cumhur İttifakıyla bir ittifak yaptığınız yönünde de iddialar var. Buna dair neler söylersiniz? İhraçlara dair ek sorum yine Etimesgut ile ilgili. Belediye başkanı Erdal Beşikçioğlu ile ilgili bir ihraç söz konusu olabilir mi? Yakın zamanda bir değerlendirme yaptınız mı?
Müslim Sarı- Evet, bugünkü MYK gündemimize ihraçlar konusu gelmedi ama daha önce ifade ettiğim ilke çerçevesinde bir partinin üyesi olup o partinin başka bir parti, siyasal partinin eylemlerine, etkinliklerine katılan, başka siyasal partiyi öven ve başka siyasal parti için çalışan arkadaşlarımızla yollarımızı ayıracağımızı bildirmiştik. Bunu hem ahlaki olmadığını hem de ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde bunun açık biçimde disiplin suçu olduğunu belirtmiştik. Biz bu ilke çerçevesinde değerlendirmelerimizi sürdürüyoruz. Arkadaşlarımızın iş eylemlerini, sosyal medya paylaşımlarını, geçmişte yapmış oldukları e faaliyetleri ve halen yürütmekte oldukları faaliyetlere ilişkin titizlik titiz bir çalışma yürütülüyor. Dolayısıyla onlar olgunlaştığında kamuoyuyla paylaşılacak. Etimesgut meselesi ile ilgili de şimdi şöyle bir şey var arkadaşlar. Şimdi Etimesgut Belediyesi Cumhuriyet Halk Partisi'nin belediyesi. Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait olan bir belediye ve belediye başkanı da parti içindeki bu ayrışmada Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde kalacağını taahhüt etmiş bir belediye başkanı. Dolayısıyla bu arkadaşlarımız bizden ayrıldıktan sonra biz belediye meclisinde ikinci gruba düşmüş olduk. Yani Cumhur İttifakı'nın 12 tane belediye meclis üyesi vardı burada, bizim11 civarında bir belediye meclis üyemiz vardı. Yeni Partiye giden arkadaşlarımızla 18'e yakın belediye meclis üyesi vardı. Şimdi biz Erdal Beşikçioğlu'nun vefasına uygun bir biçimde kendisinin istediği, kendisinin önerdiği ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal kimliği içinde siyaset yapan belediye meclis üyesi arkadaşlarımızın da desteklediği bir aday çıkarttık, bu adayın etrafında Etimesgut'ta bir birleşme oldu. Biz hiç kimseyle ittifak yapmadık. Hiçbir gruba bir siyasal taahhütte bulunmadık. Etimesgut Belediyesi'nde görev paylaşımına ilişkin hiç kimseye hiçbir şey söylemedik. Yani hem MHP grubunda hem AKP grubunda hem de Yeni Parti’deki giden arkadaşlarımız bakımından biz Cumhuriyet Halk Partisi kurumsal kimliğine uygun başkanın başkana vefa göstererek ve bütün arkadaşlarımızın oyunu alabileceğine inandığımız bir adayı çıkarttık. Şimdi bu adayın etrafında bir toparlanma oldu. Mesele bundan ibarettir. Bence şunu sorgulamak gerekir. Cumhuriyet Halk Partisi'ne ait olan bir belediyede ve Cumhuriyet Halk Partisi'nin o belediye meclis üyelerinin aday çıkarttığı bir yerde Cumhuriyet Halk Partisi kimliği içerisinde yer alan ve yıllarca siyaset yapan ama şimdi yollarını ayırmış olan arkadaşlarımızın ayrı bir adaya çıkartmış olması bence tutarsızlıktır. Dolayısıyla sorgulanması gereken bir şey varsa o da budur. Bu arkadaşlarımızın aday çıkartmak yerine Cumhuriyet Halk Partisi bir adayı desteklemelerini beklerdik. Ama böyle bir şey olmadı. Fakat biz doğru bildiğimiz yerde, doğru bildiğimiz yolda, doğru olduğuna inandığımız bir adayla seçimi kazanmış olduk. Etimesgut Belediyesi CHP'deydi ve sürecin sonunda yeniden CHP'de kaldı. Burada önemli olan budur. Ben Etimesgut Belediyesi'nde yapılan bu seçimin bundan sonraki seçimlerde de çok örnek olacağını, önemli bir kırılma olacağını düşünüyorum, Türk siyaseti açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günlerde bununla ilgili gelişmeleri hep beraber göreceğiz. İhraçların da gündeme gelmediğini söyledim bugünkü MYK'da.
Soru- Cumhuriyet Halk Partisi, terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda atılacak adımlara destek vereceğini açıklamıştı. Bu kapsamda da o sürecin hukuki altyapısını oluşturacak o 12 maddelik kanun teklifi Genel Kurul’da kabul edildi. Ancak Cumhuriyet Halk Partisi'nin 44 milletvekilinden 14'ü oylamaya katılmadı. İki isim de ret oyu kullandı. Bunla ilişkin bir değerlendirmeniz oldu mu? Bir de katılmayan milletvekillerinin gerekçelerine dair bir görüşmeniz, değerlendirmeniz oldu mu?
Müslim Sarı- Evet. 44 değil 45 milletvekilimiz var. Bir milletvekili sonradan katıldı bize biliyorsunuz arınıp gelmişti milletvekilimiz. Dolayısıyla bizim 45 milletvekilimiz var.biz bir grup kararı almadık. Ancak bu sürecin arkasında durduğumuzu ve bu çerçeve yasasında desteklediğimizi ifade ettik. Hatta Grup Başkan Vekillerimiz, Grup Başkanımız ve Adalet Komisyonu Sözcümüzün de bu şeyde imzası var. Üst kapakta imzası var. Dolayısıyla biz bu şeyin bir parçasıyız, oylamaya katılmayan arkadaşlarımız için bir örgütlü katılmama durumu söz konusu değildir, bunlar kişisel durumlardır, mazeretleri olan arkadaşlarımızdır. Ancak örgütlü bir biçimde bu sürece katılmayan partiler oldu biliyorsunuz. Yani bu partilerin hangi partiler olduğunu siz bizden daha iyi biliyorsunuz. Bence o partilere sormak lazım. Ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuyla ilgili tavrı nettir. Böyle bir örgütlü katılmama durumu söz konusu değildir. Yani burada böyle bir iradi durum işte böyle bir örgütlü bir şekilde bu sürece karşı duralım biçimde bir hareket değildir bu.
Soru- Sayın Sarı, geçtiğimiz kısa bir dönem önce Cumhuriyet Halk Partisi Elâzığ Milletvekili Sayın Gürsel Erol, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Ali Öztunç ve Engin Altay İstanbul Milletvekiliniz; bir bildiri yayınlayacaklarını, kurultaya gidilmesi Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurultaya gidilirken de şu anda Genel Başkan’ın aday olmamasını, Onursal Başkan olmasını ve yol göster gösterici olmasını dile getiren bir bildiriye yayınlayacaklarını dile getirmişlerdi. Fakat çerçeve yasadan dolayı bu ertelendi. Kısa süre içerisinde de bunun gerçekleşeceği konuşuluyor. Yönetimde bununla ilgili bir görüşme oldu mu? Sayın Genel Başkan geçtiğimiz dönemlerde “gemiyi sağlam limana teslim edeceğim” demişti. Sağlam limana mı teslim edeceğiz yoksa gemi yol alırken iktidara Sayın Genel Başkan yol gösterici ve aynı şekilde yürüyen Genel Başkan olarak mı kalacak? Kamuoyu bunu merak ediyor.
Müslim Sarı- Şimdi arkadaşlar; bizim şu anda odaklandığımız konu, esas olarak motivasyonumuzun temel noktası Cumhuriyet Halk Partisi'ni içine düştüğü bu cendereden çıkartabilmek. Bizim birinci önceliğimiz bu. Neden olmadığımız bir kararın sonuçlarıyla uğraşıyoruz. Bunun için görev aldık ve biz partiyi kongrelere taşıyarak bu süreci tamamlamak istiyoruz. Bizim birinci motivasyonumuz budur. Arkadaşlarımızın talepleri kendilerince yani kendi bakış açılarına göre kendi doğrularıdır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin yetkili organları da bulunuyor, bu arkadaşlar yetkili organlarında da bu düşüncelerini söylediler. Yani geçmiş dönem Parti Meclisinde, önceki Parti Meclisinde bu konudaki düşüncelerini söylediler. Partinin yetkili organlarında söylüyorlar, kapalı gruplarda söylüyorlar, bizimle kurdukları birebir ilişkilerde söylüyorlar. Dolayısıyla bu aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin ne kadar demokratik bir şekilde işlediğini de gösteriyor. Herkes düşüncelerini ifade edebiliyor ama bunun kamuoyuna duyurulan bir bildirge haline dönüştürüp dönüşmemesi arkadaşların tasarrufundadır. Onu yaparlar yapmazlar. Bence yapmalarına gerek yok. Çünkü zaten Cumhuriyet Halk Partisi'nin içinde bu fikirlerini dile getiriyorlar, kamuoyu da bunu biliyor yani kamuoyu da bu arkadaşlarımızın düşüncelerini biliyor. Dolayısıyla onların kendi takdirinde. Ama bizim şu anda birinci önceliğimiz; yapamayacağımız bir kurultaya enerjimizi harcamak yerine en azından kongrelerimizi yapıp mahkeme kararını beklerken Cumhuriyet Halk Partisi'ni kendi örgütüne soracak bir mekanizmayı hazır etmektir. Bu yolda ilerliyoruz. Bu çerçevede ilerliyoruz.
Soru- Efendim biraz önce şirketlerin döviz pozisyonun açıklarından ve enflasyonun enflasyonist baskılardan bahsettiniz. Tabii büyük tüccarların yanı sıra özellikle küçük esnafların bu konuda ciddi ekonomik darboğaz içinde olduğunu tüm kamuoyu biliyor ve bu konuda da TES Genel Başkanı Bendevi Palandöken esnafların SGK ve kredi ödemelerinde yeniden yapılandırılmasıyla ilgili bir açıklaması da oldu küçük esnaflara yönelik, bu değerlendirme konuyla ilgili değerlendirmeniz nasıl olur? Bir diğeri de Mekke Anlaşması Türkiye, Pakistan Suudi Arabistan arasındaki Mekke Anlaşması’na muhalefet partililerin ciddi tepkileri var. Özellikle Türkiye'nin bölgedeki krize sokulabilmesi bağlamında ciddi itirazları var ve bunun çok büyük bir tehlike olduğuna işaret ediyorlar. Siz bu konuda katılıyor musunuz muhalefet partilerine? Teşekkür ederim.
Müslim Sarı- Evet. Bu tehlikeyle riskleri de ifade ettim. Her anlaşma kendi içinde riskler barındırıyor. Bu anlaşmanın da ciddi riskleri var. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olmadığı bir çatışmanın tarafı haline getirebilme ihtimali var ancak olanakları da var. Yani biz bu işi siyah ya da beyaz gibi görmüyoruz. Yani tümden kötüdür ve çok ülkenin bekası açısından sorunludur da demiyoruz artı olduğunu söylediğimiz yanları var, az önce anlattım onları. Öte yandan riskleri de var, bu risklere de dikkat çekmek istiyoruz ve riskler konusunda da uyarmak istiyoruz.biz aslında dış politikaya ilişkin bazı konuların partiler üstü konular olduğunu da düşünüyoruz. Yani partilerin gündelik siyasetinin bir parçası haline dönüştürmekten öte biraz ulusal meselelerde partiler üstü meseleler olarak, parti siyasetlerinin üstünde meseleler olarak değerlendirmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Esasen biz bu anlaşmanın da önümüzdeki günlerde parlamentoya sunulması ve parlamento gündeminde halkın gözü önünde bir kere daha tartışılmasının uygun olduğunu düşünüyoruz. Bu konuyla ilgili de girişimde bulunacağız önümüzdeki günlerde. Ekonomiyle ilgili de bildiğiniz üzere tahsili gecikmiş alacaklarda ciddi artışlar söz konusu. Tahsile gecikmiş alacaklardaki ciddi artışın en önemli nedenlerinden biri insanların gelir seviyelerinin düşük olması, enflasyon karşısında hızla erimesi, çok ciddi bir gelir dağılımı probleminin olması, öte yandan da krediye ulaşamıyor olması görülüyor. Krediye ulaşamadığınız için kendi gelirlerinizle kendi giderlerinizi karşılamaya yetmediği için ve kredi almak zorunda kaldığınız için bir müddet sonra bunu sürdüremez hale geliyorsunuz. Kredi batağına düşüyorsunuz. İşte tahsis edilemeyen çekler söz konusu oluyor, firma iflasları söz konusu oluyor. Geçmiş dönemde bunları gördük ve bugün de bu artarak devam ediyor. Şimdi borçların yeniden yapılandırılması elbette geçici bir rahatlama ve ferahlık getirir. Ancak bu sorunu çözmez. Biz geçmişte bunun onlarca örneğini gördük. Problemler çözülmedi. Problem problemlerin çözülmesi için baş daha bütüncül yaklaşımlara ihtiyaç var. Bir, kredi kanallarına ulaşabiliyor olması. Bu firmaların bu firmaların pazar ve pazar olanaklarına ulaşabiliyor olması, istihdamda uygun istihdam bulabiliyor olmaları gibi çok boyutlu, çok süreçli bir ekonomik modele ihtiyaç var. Bu ekonomik modelle bunun sürmesi mümkün değil. Yani şöyle düşünün sürekli bir batağa girersiniz. Yani o onu üretiyor çünkü bir ekonomi politikası ve siz bunu ortadan kaldırmak için ya da geçici olarak rahatlatmak için bu tür düzenlemeler yapıyorsunuz. Özellikle seçime yakın zamanlarda onları geçici olarak rahatlatmak için o sizi 6 ay yüzdürüyor, bir yıl yüzdürüyor ekonomiyi. Ondan sonra yine krize giriyorsunuz. Daha bütüncül çalışmalara ihtiyaç var diye düşünüyoruz.
Teşekkür ederiz. Sağ olun.
07.10.2025
21.05.2025
19.05.2025
14.05.2025
13.02.2025
10.02.2025
03.02.2025