Orhan Sarıbal: “Faize 10,4 Lira, Tarıma 1 Lira”

10.09.2026

Orhan Sarıbal tarım bütçesi OVP açıklaması,CHP tarım ve çiftçi borçları eleştirisi,OVP faiz ve tarım bütçesi karşılaştırması,Orhan Sarıbal 2027-2029 Orta Vadeli Program,CHP tarım ürünleri ithalatı verileri

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nın çiftçiye üretim ve gelir güvencesi sunmadığını belirterek, “Tarım bütçesi yüzde 29,3 azaltılırken faiz giderleri yüzde 40,7 artırılıyor. 2027’de Tarım ve Orman Bakanlığına ayrılması öngörülen her 1 liraya karşılık faize 10,4 lira harcanacak. Bunun adı bütçe disiplini değil, siyasi tercihtir” dedi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında 2027-2029 Orta Vadeli Programı’nı, tarımsal destekleri, çiftçinin artan borçlarını ve tarım ürünleri ithalatındaki yükselişi değerlendirdi.

Konuşmasına basın özgürlüğü çağrısıyla başlayan Sarıbal, basının siyaset, ticaret ve güç odaklarının etkisi altında kalmasının toplumun gerçek haber alma hakkını ortadan kaldıracağını söyledi. Sarıbal, “Basın özgür olmazsa, basın gerçekleri ortaya koyamazsa toplumun gerçek haber alma hakkı yok olur” dedi.

OVP daha başlangıçta öngörüsüzlüğünü ortaya koydu

İktidarın bugüne kadar açıkladığı orta vadeli programlardaki hedefleri tutturamadığını belirten Sarıbal, önceki programda 2026 yılı için yüzde 16 olarak açıklanan enflasyon hedefinin yeni OVP’de yüzde 28,4’e yükseltildiğine dikkat çekti.

Yeni programda enflasyon hedeflerinin 2027 için yüzde 21, 2028 için yüzde 13,5 ve 2029 için yüzde 9 olarak belirlendiğini hatırlatan Sarıbal, şöyle konuştu:

“Geçen yıl 2026 enflasyonunun yüzde 16 olacağını söylediler, şimdi hedefi yüzde 28,4’e çıkardılar. Bu değişiklik, önceki programın ne kadar öngörüsüz hazırlandığını daha başlangıçta ortaya koyuyor. 2027 için yüzde 21 enflasyon hedefliyorlar. Tutmayacak. Ancak bu hedefleri; destekleri, alım fiyatlarını, emekli aylıklarını ve kamu tarafından belirlenen diğer ödemeleri baskılamak için kullanacaklar.”

OVP’nin tarım sektörünün 2025 yılında yüzde 8,5 küçüldüğünü, bu küçülmenin ekonomik büyümeyi 0,5 puan aşağı çektiğini ve tarımsal istihdamın 267 bin kişi azaldığını kabul ettiğini belirten Sarıbal, “Tarım çökerken iktidar çiftçiye yeni bir üretim programı değil, yeni bir kemer sıkma programı sunuyor” dedi.

Tarım bütçesi azalırken faiz bütçesi büyüyor

Tarım ve Orman Bakanlığının 2026 yılı başlangıç ödeneğinin yaklaşık 541,8 milyar lira olduğunu hatırlatan Sarıbal, OVP’de Bakanlık için belirlenen 2027 ödenek teklif tavanının 383 milyar liraya düşürüldüğünü söyledi.

Sarıbal, tarım bütçesindeki nominal düşüşün yüzde 29,3 olduğunu, buna karşılık faiz giderlerinin 2026’daki 2 trilyon 824,9 milyar liradan 2027’de 3 trilyon 975 milyar liraya yükselmesinin öngörüldüğünü ifade etti.

“Faiz harcamaları yüzde 40,7 artarken tarıma ayrılan ödenek yüzde 29,3 azaltılıyor. 2026 yılında faiz giderleri Tarım ve Orman Bakanlığı bütçesinin yaklaşık 5,2 katıydı. 2027’de bu oran 10,4 kata çıkacak. Yani Tarım ve Orman Bakanlığına ayrılması öngörülen her 1 liraya karşılık faize 10,4 lira harcanacak. Burada para yokluğu değil, tercih vardır. İktidar tercihini çiftçiden, köylüden ve halktan yana değil; faizden ve sermayeden yana kullanmaktadır.”

OVP kapsamında stratejik önceliklere ayrılan ilave kaynaklarda millî savunma harcamaları için yüzde 229, maden arama faaliyetleri için yüzde 139, sanayi altyapısı için yüzde 54, sosyal konut için yüzde 150, demir yolları için yüzde 49 ve içme suyu yatırımları için yüzde 71 artış öngörüldüğünü aktaran Sarıbal, sulama yatırımlarındaki artışın ise yüzde 42’de kaldığını söyledi.

Sarıbal, organize tarım bölgelerinin üreticiye ve üretim alanlarına göre planlanması gerektiğini belirterek, “Üretimden kopuk, çiftçinin pazarlama ve depolama sorunlarını çözmeyen organize tarım bölgeleri bir süre sonra arsa spekülasyonuna ve amacı dışında kullanılan karma sanayi alanlarına dönüşür. Et ve gıda sanayisini üretimin yapıldığı Kars’a, Ardahan’a, Erzurum’a kurmuyorsanız organize tarımdan söz edemezsiniz” diye konuştu.

Çiftçinin ürünü hedef enflasyona girdileri piyasa fiyatına bırakılıyor

Ağustos 2026’da tüketici enflasyonunun yüzde 31,51, gıda enflasyonunun yüzde 33,79 olduğunu hatırlatan Sarıbal; tarımsal girdi fiyatlarının yıllık yüzde 36,65, gübre fiyatlarının yüzde 63,56, enerji ve yağlayıcı fiyatlarının yüzde 40,75 arttığını söyledi.

Sarıbal, 2027 yılı destek katsayısındaki artışın yüzde 20,4, OVP’nin aynı yıl için enflasyon hedefinin ise yüzde 21 olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“İktidarın kendi enflasyon hedefi gerçekleşse bile çiftçiye verilen destek reel olarak azalacak. Çiftçinin ürünü hedef enflasyona göre fiyatlandırılıyor; mazotu, gübresi, yemi, tohumu, ilacı ve elektriği piyasanın gerçek fiyatıyla satılıyor. Mazot ve gübre yüzde 21’den fazla artarsa aradaki farkı kim karşılayacak? OVP’de bunun yanıtı yok. Çiftçinin girdi fiyatlarını kontrol altına alacak tek bir somut düzenleme bulunmuyor.”

Buğday için açıklanan fiyat ile piyasada oluşan fiyat arasındaki farka da değinen Sarıbal, buğdayda desteklerle birlikte kilogram başına 18 liraya ulaşacağı söylenen fiyatın piyasada 13-14 lira, arpada desteklerle 13-13,5 lira olacağı açıklanan fiyatın ise 11-12 lira düzeyinde kaldığını belirtti.

“Çiftçi normal üretimini yaptığında bile zarar ediyor. Ürün az olduğunda üretici kaybediyor, ürün fazla olduğunda yine üretici kaybediyor. Çünkü çiftçinin ne girdi fiyatında ne de ürününün satış fiyatında söz hakkı var. Çiftçi enflasyonun nedeni değil, yanlış ekonomi politikalarının mağdurudur.”

Üretici ülkenin her bölgesinde kan ağlıyor

Tarımdaki krizin ülkenin bütün üretim bölgelerinde yaşandığını söyleyen Sarıbal, Manisa’da üzüm, Bursa’da siyah incir, Aydın’da kuru incir üreticisinin büyük zararlarla karşı karşıya olduğunu; Çukurova’da pamuk üretiminin gerilediğini ve narenciye üreticisinin ürününü satıp satamayacağını bilmediğini ifade etti.

Sarıbal, Bursa’daki tabloya ilişkin de “Karacabey’den Mustafakemalpaşa’ya, Yenişehir’den İznik ve Gemlik’e kadar üretici aynı çıkmazın içindedir. Süt üreticisi yem maliyetini, sebze, meyve, siyah incir ve zeytin üreticisi bakım ve hasat giderlerini karşılayamıyor” dedi.

Çiftçinin yazın 40 derece sıcakta, kışın ağır koşullar altında üretimi sürdürdüğünü vurgulayan Sarıbal, “Biz bu ülkeyi hakkaniyetle ve adaletle yöneteceğiz. Tarımı bu ülkenin en onurlu işi, çiftçiyi de emeğinin karşılığını alan onurlu bir üretici haline getireceğiz” diye konuştu.

İthalatla çiftçiyi terbiye etmek istediler şimdi ithalat kendilerini teslim aldı

2026 yılının ilk yedi ayında tarım ürünleri ithalatındaki artışa dikkat çeken Sarıbal, buğday ithalatının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 96 artarak 3,5 milyon tona yükseldiğini ve bu ithalat için yaklaşık 875 milyon dolar ödendiğini belirtti.

Aynı dönemde mısır ithalatının yüzde 30 artarak 5,1 milyon tona, soya ithalatının yüzde 17 artarak 3,1 milyon tona, ayçiçeği tohumu ithalatının yüzde 45 artarak 1,1 milyon tona, ayçiçeği yağı ithalatının yüzde 9 artarak 615 bin tona çıktığını aktaran Sarıbal; palm yağı ithalatının 368 bin tona, kırmızı mercimek ithalatının 407 bin tona, buğday kepeği ithalatının 1,2 milyon tona ve pamuk ithalatının 735 bin tona ulaştığını söyledi.

Canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için ödenen dövizin yüzde 36 artarak 1 milyar 430 milyon dolara yükseldiğini belirten Sarıbal, ilk yedi ayda yaklaşık 500 bin baş canlı hayvan ve 50 bin ton civarında kırmızı et ithal edildiğini ifade etti.

Tarım, gıda ve içecek ihracatının ilk yedi ayda yüzde 5,4 artarak 16,37 milyar dolar, ithalatın ise yüzde 19,11 artarak 16,38 milyar dolar olduğunu kaydeden Sarıbal, geçen yılın aynı dönemindeki yaklaşık 1,8 milyar dolarlık dış ticaret fazlasının bir yılda ortadan kalktığını söyledi.

“İthalatla piyasayı ve çiftçiyi terbiye etmeye çalıştılar, başaramadılar. Şimdi ithalat kendilerini teslim aldı. İthalat artık piyasayı düzenlemek için kullanılan geçici bir araç değil, iktidarın tarım politikasına dönüşmüştür. Buğdaydan mısıra, soyadan ayçiçeğine, mercimekten canlı hayvana kadar ithalat büyüyor. İktidar çiftçiye üretim planı değil, ithalatçıya pazar hazırlıyor.”

Çiftçinin borcu kartopu gibi büyüyor

Tarım alanlarının AKP iktidarları döneminde yaklaşık 2,5 milyon hektar azaldığını belirten Sarıbal, çiftçinin bankalara olan nakdi kredi borcunun Haziran 2025’te 1 trilyon 46 milyar lira düzeyindeyken Haziran 2026’da 1 trilyon 445 milyar liraya yükseldiğini söyledi.

Bir yıldaki borç artışının yaklaşık 399 milyar lira olduğunu kaydeden Sarıbal, zamanında ödenemeyen tarımsal kredilerin de 7,3 milyar liradan 25 milyar liraya çıktığını ifade etti.

“Çiftçi borcunu kazandığı parayla kapatmıyor, yeni borçla eski borcu çeviriyor. Borç takla attırılarak büyütülüyor. Küçük bir kartopu olarak başlayan borç, çiftçinin toprağını ve geleceğini elinden alan büyük bir yüke dönüşüyor. Her toplantıda çiftçinin borcunu ve yaşadığı mağduriyeti anlatmaya devam edeceğim.”

Sözleşmeli üretimde çiftçiyi kim koruyacak

OVP’de sözleşmeli üretim modellerinin yaygınlaştırılmasının öngörüldüğünü hatırlatan Sarıbal, kamu denetimi ve taban fiyat güvencesi bulunmayan sözleşmelerin çiftçiyi tüccar ve büyük şirketler karşısında koruyamayacağını söyledi.

“Sözleşmeli üretim diyorsunuz. Peki tüccarın çiftçinin hakkını ödemesinin güvencesi kim olacak? Arada çiftçiyi koruyacak bir kamu kurumu var mı? Taban fiyat var mı? Maliyete ve çiftçinin yaşam payına göre belirlenen bir fiyat var mı? OVP’de bunların hiçbiri yok.”

Üretim planlamasının çiftçinin katılımıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Sarıbal; desteklerden yararlanamayan üreticinin itiraz edebileceği şeffaf bir mekanizma bulunmadığını, çiftçinin borçlarının yapılandırılmasına ilişkin de OVP’de herhangi bir çözüm yer almadığını söyledi.

Sarıbal, “Çiftçinin ürün fiyatının ve girdi maliyetlerinin belirlenmesinde söz hakkı yok. Örgütlenmede, üretim planlamasında ve sözleşmeli tarımda katılımcılık, şeffaflık ve çoğulculuk yok. Üreticinin karar mekanizmalarında bulunmadığı bir sistemin adı planlama olamaz” dedi.

Çiftçi son toprağını sattığında ülke bağımsızlığını kaybeder

Tarımsal üretimin millî güvenlik ve bağımsızlık meselesi olduğunu vurgulayan Sarıbal, Türkiye’nin toprağı, suyu, güneşi, üretim bilgisi ve çiftçisiyle kendi temel gıda ihtiyacını karşılayabilecek imkânlara sahip olduğunu söyledi.

Sarıbal, tarımsal desteklerin gerçek maliyetlere göre ve zamanında verilmesini, çiftçinin borçlarının faizsiz yapılandırılmasını, stratejik ürünlerde kamu öncülüğünde üretim planlaması yapılmasını, ithal girdilere bağımlılığın azaltılmasını ve üretici örgütlerinin karar süreçlerine katılmasını istedi.

“Bu çiftçi elindeki son toprağı, son metrekareyi sattığında ülke özgürlüğünü ve bağımsızlığını kaybeder. Dünyada paranız olsa bile her zaman gıda satın alamazsınız. Bunu salgın döneminde yaşadık. Toprağımız, çiftçimiz ve üretim imkânlarımız var. Kaynaklarımızı doğru planlamak ve üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlamak zorundayız.”

Sarıbal açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Çiftçi üretemiyorsa halk ucuza gıda alamaz. Çiftçinin sırtından yapılan tasarruf, halkın sofrasından yapılan tasarruftur. Türkiye’nin geleceği ithalata ve faize değil, kendi toprağında üreten çiftçisine dayanacaktır. Bu düzen değişecek; üretenin hakkını aldığı, çiftçinin onurlu bir yaşam sürdüğü bir ülkeyi kuracağız.”