24.07.2026
CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, 24 Temmuz’da düzenlediği basın toplantısında Sivas Katliamı’na ilişkin Anayasa Mahkemesi kararını, mevsimlik tarım işçilerinin koşullarını, gıdaya erişimi ve üreticinin güncel sorunlarını değerlendirdi. Sarıbal, “Mesele sadece çiftçinin meselesi değil, ülkenin gıda meselesidir” dedi.
CHP Yurtiçi Örgütlenmeden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, basın toplantısına basın özgürlüğüne ilişkin değerlendirmesiyle başladı. Özgür basının halkın gerçek haber alma hakkının güvencesi olduğunu söyleyen Sarıbal, “Basın özgür olmazsa halk gerçek habere ulaşamaz; algılarla yönetilir” dedi.
“AYM’nin kararını 12 yıl beklemek zorunda kaldılar”
Sarıbal, Anayasa Mahkemesinin 2 Temmuz 1993’teki Sivas Katliamı’nda öldürülen 33 aydınla ilgili başvuruda 12 yıl sonra verdiği kararı değerlendirdi. Katledilenlerin yakınlarının insanlığa karşı işlenen suçlar çerçevesinde bireysel başvuruda bulunduğunu belirten Sarıbal, AYM’nin dosyada usul yönünden sorun bulunduğuna oy birliğiyle karar verdiğini, gerekçeli kararın ise henüz açıklanmadığını söyledi.
Başvurunun yıllarca karara bağlanmamasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yolunu da tıkadığını ifade eden Sarıbal, AİHM’e başvurulmasının ardından karar verilmesini eleştirdi. Dosyada cezaevinde kimsenin kalmadığını hatırlatan Sarıbal, gerekçeli kararın ardından yargılamanın yeniden başlamasını ve katliamın sorumlularının ortaya çıkarılmasını istediklerini belirtti.
“Yıllarca ‘Konuşmayın, kapatın, örtün, acıları kaşımayın’ denildi. Bakın, acıları 33 yıl sonra hukuk düzeni kaşıyor. Anayasa Mahkemesi bir ülkenin en önemli kurumlarından biri ve ne yazık ki 12 yıl sonra karar verebiliyor. Gerekçeli kararı bekliyoruz.”
“Bir kez daha uyarıyoruz: Eğer emek yoksa üretim yok”
Mevsimlik tarım işçilerinin ülke tarımının en önemli unsurlarından biri olduğunu vurgulayan Sarıbal, tarımda çalışanların sayısının 2002’de yaklaşık 7,5 milyonken bugün 4,8 milyona gerilediğini söyledi. Kesin bir kayıt bulunmadığını belirterek mevsimlik tarım işçilerinin sayısının yaklaşık 1,4-1,5 milyon arasında tahmin edildiğini aktardı.
Mevsimlik işçilerin aileleri ve çocuklarıyla birlikte yüzlerce kilometre yolculuk yaparak üretimin devamlılığını sağladığını belirten Sarıbal, yolculuk, barınma ve çalışma koşullarına ilişkin sorumlulukların genelge ve düzenlemelerde valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, muhtarlıklar ve bakanlıklar için açıkça tanımlandığını; buna karşın uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğunu söyledi.
Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte bir gün önce Ankara’nın Polatlı ilçesinde, çoğunluğu Şanlıurfa’dan gelerek soğan, pancar ve mısır üretimine katkı sunan işçileri ziyaret ettiklerini aktaran Sarıbal; yeterli su, elektrik ve sağlık hizmeti bulunmadığını, ücretlerin yetersiz kaldığını, çocukların eğitim dönemlerinin erken gidiş ve geç dönüş nedeniyle kesintiye uğradığını söyledi.
Mevsimlik tarım işçilerinin karşılaştığı sorunların arkasında etnik ayrımcılık ve demografik tutumların da bulunduğunu ifade eden Sarıbal, sosyal devletin yayımladığı genelge ve düzenlemelerin uygulamada karşılık bulmadığını söyledi.
Deprem sonrasında milyonlarca insan için altyapısı bulunan geçici yaşam alanları kurulabildiğini hatırlatan Sarıbal, “Bir buçuk milyon insanımızın senede dört, beş ya da altı ay barınacağı yerler nasıl yapılamaz? Bir kez daha uyarıyoruz: Tarım kan kaybediyor. Eğer emek yoksa üretim yok” diye konuştu.
“Halkımız karnını doyuruyor ama beslenemiyor”
Pazar, manav, şarküteri ve kasap fiyatları karşısında yurttaşların yeterli ve dengeli gıdaya erişemediğini söyleyen Sarıbal, Türkiye’de kişi başına ekmek tüketiminin yaklaşık 200 kilogram olduğunu belirtti. “Halkımız karnını doyuruyor ama beslenemiyor; dengeli, sağlıklı ve yeterli beslenemiyor. 23 bin liralık asgari ücretle, etin kilosu bin lirayken bu nasıl olacak?” ifadelerini kullandı.
Üretimin devamı için çiftçinin ayakta kalması gerektiğini belirten Sarıbal, tarımsal girdi fiyatlarının yüzde 39’un üzerinde arttığını söyledi. İsrail, ABD ve İran arasındaki savaşın etkisiyle motorinde yaklaşık yüzde 65’lik artış yaşandığını; gübre fiyatlarındaki artışın çeşidine göre yüzde 40 ile 80, tarım ilaçlarında yüzde 20 ile 40, tohumda ise yüzde 30 ile 40 arasında değiştiğini aktardı. TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 36,6, tarımsal girdi fiyatlarındaki artışı yüzde 39,3 olarak açıkladığını hatırlatan Sarıbal, bu oranların sahadaki gerçek artışları tam yansıtmadığını; açıklanan rakamlar üzerinden dahi çiftçinin maliyetinin yaklaşık yüzde 40 arttığını söyledi.
Buğday için açıklanan fiyat artışının yüzde 22, arpa için yüzde 17’de kaldığını belirten Sarıbal, sahada buğdayın kilogramının 13-14 liraya, arpanın ise yaklaşık 11 liraya satıldığını aktardı. TMO’nun kota uygulaması ve alımda yaşattığı güçlüklerin çiftçiyi tüccara yönelttiğini söyleyen Sarıbal, “Mesele sadece çiftçinin meselesi değil, ülkenin gıda meselesidir” dedi.
Yılın ilk altı ayında faize yaklaşık 1,5 trilyon lira ödendiğini söyleyen Sarıbal, yıl sonunda faiz giderinin 3 trilyon liraya yaklaşabileceğini, bütçe açığının da 2,5 trilyon liranın üzerine çıkabileceğini belirterek kamusal kaynakların kullanım tercihini eleştirdi.
“Fındık rekoltesini kim tespit ediyor, kriterleri nedir?”
Fındığın Türkiye’nin tarım ihracatındaki en önemli ürünlerden biri olduğunu vurgulayan Sarıbal, yıllara göre 2 milyar ile 2,6 milyar dolar arasında ihracat geliri sağlandığını söyledi. Karadeniz’de yaklaşık 7,5 milyon dekar alanda üretim yapıldığını belirten Sarıbal, yaklaşık 450 bin kayıtlı, kayıt dışı üreticilerle birlikte 500 bin üreticinin fındıktan geçimini sağladığını aktardı.
Dünya fındık üretiminin yaklaşık 1,4 milyon ton olduğunu ve Türkiye’nin üretimde ilk sırada bulunduğunu söyleyen Sarıbal, yeni sezon için açıklanan tahminlerin birbirinden ciddi biçimde ayrıldığını belirtti. Uluslararası Sert Kabuklu ve Kuru Meyveler Konseyinin yaklaşık 829 bin tonluk bir tahmin açıkladığını ifade eden Sarıbal, 800-810 bin tonluk başka tahminler ile TÜİK’in yaklaşık 750 bin tonluk değerlendirmesinin bulunduğunu; ziraat odaları ve bazı siyasi isimlerin ise sahada 600-650 bin tonluk bir rekolte öngördüğünü söyledi.
Tahminler arasındaki yaklaşık 200 bin tonluk farkın stokları ve piyasa fiyatını doğrudan etkilediğini belirten Sarıbal, çiçek ve dal sayımına dayanan ilk değerlendirmelerin hangi kuruluşlarca ve hangi kriterlerle yapıldığının açıklanmasını istedi. “Bir ülke yıllardır kendi ürettiği bir ürünün rekoltesini kendi bilim insanları, sivil toplum örgütleri ve meslek odalarıyla belirleyemiyorsa sorunun büyüğü buradadır” dedi.
Uluslararası kuruluşların yüksek rekolte tahminleriyle ürünün ihtiyaçtan fazla olacağı yönünde bir algı oluşturduğunu ve bunun fiyatları aşağı çektiğini savunan Sarıbal, rekolte çalışmasının şeffaf ve ortak bir yöntemle yürütülmesi gerektiğini söyledi.
Sıcaklık, külleme, hastalık ve zararlıların yanı sıra yağ oranı ve randıman kayıplarının da hasatta elde edilecek ürünü değiştirebileceğini belirten Sarıbal, sezon başında açıklanan rakamların hasat sonundaki rekolteyle aynı olmayabileceğini vurguladı.
“TMO en az 300-350 bin ton alacağını açıklamalı”
TMO’nun yıllara göre yaklaşık 70 bin ile 150 bin ton arasında fındık aldığını söyleyen Sarıbal, bu miktarın 600-800 bin ton arasında konuşulan üretimi düzenlemeye yetmediğini belirtti. TMO’nun doğru bir taban fiyat ve güçlü alım politikası uygulaması, Fiskobirlik’in de yeniden desteklenerek önceki gücüne kavuşturulması gerektiğini söyledi.
Fiyat belirlenirken verim, eğim, işçilik, hastalık ve zararlılar ile üreticinin yaşam payının dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Sarıbal, geçen yıl TMO’nun kilogram başına 200 lira açıkladığını, piyasa fiyatının önce 220, daha sonra 270 liraya kadar çıktığını hatırlattı. Yalnızca geçen yılki fiyatın üzerine açıklanan enflasyon eklendiğinde dahi 300 liranın üzerinde bir rakam oluştuğunu ifade etti.
“Sadece fiyat yetmez; o fiyatın her yerde geçerli olması gerekir. Çiftçinin cebinde para yok. Depolama imkânı sağlanmalı, önden avans verilmeli, alım miktarı artırılmalı. TMO en az 300-350 bin ton alacağını söylemeli ki fiyat aşağı düşmesin. Çiftçi serbest piyasaya terk edilmemelidir.”
“Daha az fındıkla daha fazla gelir elde ettik”
Fındığın ihracat değerine dikkat çeken Sarıbal, 2026’nın Ocak-Haziran döneminde yaklaşık 106 bin ton fındık ihracatı karşılığında 1 milyar 435 milyon dolar civarında gelir elde edildiğini söyledi. Geçen yılın aynı döneminde ise yaklaşık 141 bin ton ihracatla 1 milyar 170 milyon dolar gelir sağlandığını aktardı.
Yaklaşık 40 bin ton daha az ürün ihraç edilmesine karşın gelirin yaklaşık 250 milyon dolar arttığını belirten Sarıbal, 2026’nın ilk altı ayında ihraç edilen fındığın kilogram başına değerinin yaklaşık 13,5 dolar olduğunu söyledi: “Daha az ürünle daha fazla para aldık. Bu kadar önemli ve değerli bir ürüne ne yazık ki sahip çıkmıyoruz.”
“Pamuktan para alamayan çiftçi başka ürünlere dönüyor”
Pamuğun tekstilden hayvan yemine, gıda ve yağ sanayisinden kimya ve ilaç sanayisine kadar geniş bir alanda kullanılan temel bir ürün olduğunu vurgulayan Sarıbal, geçmişte 7-7,5 milyon dekar olan ekim alanının bugün yaklaşık 4 milyon dekara düştüğünü söyledi. ABD’nin Türkiye’deki tarım inceleme ofisinin bu yıl alanın 4 milyon dekarın da altına inebileceğini öngördüğünü aktardı.
Bu yıl yaklaşık 1 milyon ton pamuk ithalatı yapılacağını belirten Sarıbal, üreticinin üç-dört yıldır doğru fiyat alamadığı için pamuktan uzaklaştığını; Şanlıurfa, Diyarbakır ve Ege’de çiftçilerin sebze, meyve ve başka ürünlere yöneldiğini söyledi. Gümrük Birliği sonrasında pamuğun tarımsal bir üründen çok ticari emtia olarak görülmesinin ve gümrük muafiyetinin de bugünkü ithalat bağımlılığında etkili olduğunu ifade etti.
Türkiye’nin yıllara göre 1,5-1,7 milyon ton lif pamuğa ihtiyaç duyduğunu, bunun için yaklaşık 3,5-4 milyon ton kütlü pamuk üretilmesi gerektiğini söyleyen Sarıbal, 2026-2027 döneminde pamuk tüketiminin 1 milyon 450 bin ton, ithalatın ise yaklaşık 980 bin ton olmasının öngörüldüğünü belirtti.
Sarıbal, 2003’ten 2026’nın ilk beş ayına kadar yaklaşık 20 milyon ton lif pamuk ithalatı yapıldığını ve 35 milyar dolar ödendiğini; pamuk küspesi gibi diğer kalemler de eklendiğinde pamuğa dayalı ithalatın toplam tutarının 50 milyar dolara yaklaşabileceğini söyledi.
“Yaban mersini üreticisi 250 liraya satamıyor, tüketici 2 bin 500 liraya alamıyor”
Başta Bursa olmak üzere birçok ilde topraklı ve saksı kültürüyle yaban mersini üretimine ciddi yatırım yapıldığını anlatan Sarıbal, özellikle Ziraat Bankası tarafından milyonlarca liralık kredi sağlandığını, üretimde kullanılan fidanların ise yurt dışından geldiğini söyledi. Hasadın başlamasıyla çiftçinin kilogram başına satış fiyatının 300-350 liradan 200-250 liraya kadar düştüğünü, marketlerdeki kilogram karşılığının ise 2 bin-2 bin 500 liraya ulaştığını belirtti.
Üretici fiyatı ile market fiyatı arasında yaklaşık altı-sekiz kat fark oluştuğunu ifade eden Sarıbal, yerli ürün hasat edilirken ithalatın başlamasının üreticinin fiyatını baskıladığını söyledi. Bursa’daki üretici dernekleri ve birliklerinin taleplerini aktararak Tarım ve Orman Bakanlığından ithalatın gerekçesini, miktarını ve yapıldığı ülkeleri açıklamasını; ithalatın üretici üzerindeki etkisini ve hasat döneminde uygulanacak koruma tedbirlerini kamuoyuyla paylaşmasını istedi. Kamu desteğiyle yatırım yapan üreticilerin sürdürülebilirliği için ilave tedbir planlanıp planlanmadığının da açıklanmasını talep etti.
“İthalat tamamen bitsin demiyoruz. Ama çiftçi hasat yaparken ithalat dursun. Üretici yaptığı yatırımlar nedeniyle pişmanlık duymasın.”
“İthal besilik sığırlarda her şey şeffaf ve net olmalı”
Et ve süt sorunlarının ithalata bağlandığını belirten Sarıbal, canlı hayvanın yanı sıra yem hammaddesi ve yem katkı maddelerinin de büyük ölçüde ithal edildiğini söyledi. Mersin’deki bir limandan teslim edilen ithal besilik sığırlarla ilgili besicilerin şikâyetlerini gündeme getiren Sarıbal, üreticilerin hayvanların üzerindeki dışkı ve kirlilik nedeniyle canlı ağırlıkta hayvan başına 10-15 kilogram fazla ödeme yaptıklarını ileri sürdüğünü aktardı.
Canlı hayvanın kilogram fiyatının yaklaşık 420 lira olduğu dikkate alındığında 10 kilogramlık farkın bir hayvanda yaklaşık 4 bin liralık ek maliyet oluşturduğunu söyleyen Sarıbal, konunun basına yansıdığını ve üretici ile besicilerle görüştüklerini belirtti. Canlı hayvan ithalatının bazı yıllarda 1 milyon başa kadar çıktığını da söyleyen Sarıbal, “Daha şeffaf olun, her şey net olsun. Çiftçi her yerde soyulan taraf olmasın” dedi.
“Parayı çiftçiden, halktan ve emekçiden yana kullanın”
Açıklamasını hasat döneminde çiftçinin üzgün ve yorgun olduğunu belirterek tamamlayan Sarıbal, hükümete üretimden, üreticiden, emekliden, emekçiden, köylüden ve çiftçiden yana bir tarım ve destekleme politikası uygulama çağrısında bulundu.
“Parayı nerede kullanacağınıza siz karar veriyorsunuz. Çiftçiden yana kullanın, halktan yana kullanın, emekçiden yana kullanın. Elbette bu düzen böyle gitmez. Bu ülkede halktan, üretimden, çiftçiden; ülkenin toprağından ve güneşinden yana yeni bir düzeni hep birlikte inşa edeceğiz.”
07.10.2025
21.05.2025
19.05.2025
14.05.2025
13.02.2025
10.02.2025
03.02.2025