20.10.2026
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, TBMM Genel Kurulu’nda kanun tekliflerinin görüşülmesine geçilmeden önce gündeme ilişkin kritik değerlendirmelerde bulundu. Konuşmasında 19 Ekim Muhtarlar Günü’nü kutlayan ve İstanbul ile Gebze’de 10 vatandaşımızın hayatını kaybettiği sel felaketindeki liyakatsizlik ile rant odaklı kentleşmeye tepki gösteren Türeli, konuşmasının ana eksenini Meclis gündemine gelen sermaye piyasalarındaki devasa fon skandalına ayırdı.
Yaşanan süreci bir "kriz" değil, "cumhuriyet tarihinin en büyük fon soygunu" olarak nitelendiren Türeli, iktidarın getirdiği kanun teklifinin yetersizliğini, bürokrasinin sorumluluktan kaçışını ve alınması gereken radikal tedbirleri sıraladı.
CHP Grup Başkanvekili Rahmi Aşkın Türeli, Genel Kurul konuşmasında şu ifadeleri kullandı:
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
19 Ekim günü, dün Muhtarlar Günü'ydü. Kamu yönetim sistemimizin vazgeçilmez bir unsuru olan, seçimle gelen, yaşadığı bölgenin sorunlarını yakından bilen ve sorunların çözülmesi için vatandaşlarla devlet arasında mekik dokuyan tüm muhtarlarımızın Muhtarlar Günü kutlu olsun.
“DOĞAL OLAYI FELAKETE DÖNÜŞTÜREN ÇARPIK KENTLEŞME VE RANT ANLAYIŞIDIR”
Tabii, ülkemizde her gün bir sıkıntıyla, bir felaketle karşılaşıyoruz. Bunların belki bir kısmı kaçınılmaz, altında doğal birtakım etkenler var, en son İstanbul ve Gebze'de yaşanan sel felaketi gibi ama esas bu sorunları ortaya çıkaran şey sadece bu doğa olayları değil bunlara ilişkin gerekli tedbirlerin alınmamış olması. Her felaket sonrasında bir kısım nutukların atılması ama ortada ciddi biçimde alınan bir politik perspektifin olmaması, gerekli tedbirlerin alınmaması, gerekli kaynakların bu alanlara aktarılmaması. Şimdi, burada da önce şunu söylemek isterim: İstanbul ve Gebze'de yaşanan sel felaketinde hayatını kaybeden 10 vatandaşımıza -sayı 10'a çıktı- Allah'tan rahmet, ailelerine ve sevenlerine sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum. İklim krizi var elbette biz bunu biliyoruz, sonuç itibarıyla çok yüksek bir yağış oldu baktığınız zaman buralarda ama bu sadece iklim krizine bağlanan bir şey değil bu riski var olan iklim krizine, can kaybına dönüştüren bilimi, aklı ve mühendisliği yok sayan, rant odaklı çarpık kentleşme anlayışıdır. Kentlerimizdeki betonlaşmadan yağmur suyu toprağa sızamıyor, dakikalar içinde sokaklarda sele dönüşüyor. Bu suyu taşıması gereken altyapı yetersiz. Eski mahallelerde yağmur suyu ve atık su hâlâ aynı borudan akıyor. Yağış bastırdığında rögarlar taşıyor, alt geçitler göle dönüyor. Suyun doğal yolu olan dereler ise yıllardır imara açılıyor. Beton kanallara hapsedilen dereler yoğun yağışta yatağına sığmıyor. Plansız yol kazıları, özensiz asfalt çalışmaları suyu ızgaralara değil, evlere yönlendiriyor ve bunun bedelini en ağır biçimde yol seviyesinin altındaki bodrum katlarında, dere yataklarında yaşayan vatandaşlarımız ödüyor. Yağmur yağıyor, sele dönüşüyor; sokaktaki bir aydınlatma direği, bir elektrik panosu sel suyunda ölümcül hâle geliyor. İnsan hayatı bu kadar ucuz değil. Temel sorun, bu konuda yapılması gerekenlerin yıllardır yapılmamış olmasıdır.
Bu anlamda alınması gereken tedbirler çok ama öncelikle şunu söylemek isterim ki kentlerimizin altyapısı iklim krizine göre yeniden planlanmalıdır. Yağmur suyu hatları geçmişin değil, geleceğin yağışlarına göre tasarlanmalı, erken uyarı sistemleri kurulmalı, pompa istasyonları ani yağışlarda otomatik olarak devreye girmelidir. Bunlar alınması gereken teknik tedbirler ama aynı zamanda da kente ilişkin bu planlama süreçleri bilime ve meslek odalarına, onların fikirlerine ve denetimine açılmalıdır. İstanbul ve diğer büyük kentlerimiz için güncel bir taşkın ve yağmur suyu master planı hazırlanmalıdır. Sonuç itibarıyla, bunlar elbette doğal krizlerdir ama bunları oturup da bir felakete çeviren, döndüren de işte bu vurdumduymaz, sorunları masanın altına iten, halının altına iten yaklaşımdır.
“GENEL KURULA GETİRİLEN KANUN TEKLİFİ HİÇBİR SORUNU ÇÖZMEZ!”
Şimdi, bu haftaydı, sanıyorum bugün görüşmeye başlayacağız bu fon krizini. Biz artık ona "fon krizi" demiyoruz "fon soygunu" diyoruz çünkü bu baktığımız zaman, şu ana kadar sermaye piyasalarında yapılan en büyük soygundur. 1981 yılında kanunu çıktı, Sermaye Piyasası Kanunu ve 1982 yılında Sermaye Piyasası Kurulu kuruldu. Büyük iddialarla kuruldu; sadece bankacılık sistemi değil, tasarrufları yatırıma dönüştürmek için bir sermaye piyasasının kurulması, bunun altında bir borsanın oluşturulması alım satımın yapılacağı... Nitekim, 1985 yılında o zamanki adıyla İstanbul Menkul Kıymetler Borsası da kuruldu, böyle bir yapıydı ve kurulduğu zaman ilk başkanı benim Mülkiyede hocam olan Profesör Doktor İsmail Türk'tü. Müthiş bir iddiayla kuruldu. Hatta o dönemde üniversitelerden, bizden mezun olan arkadaşlarımızın hepsi sermaye piyasasında çalışmak istedi ama gördük ki yıllar itibarıyla Türkiye'nin diğer kurumlarında olduğu gibi, Sermaye Piyasası Kurulu ve sermaye piyasasını düzenleyen diğer temel kurumlarda da müthiş bir tahribat olmuş. Bu, bir kurumsal çöküş, bu, liyakatsizliğin açık ve somut göstergesi. Ne dedik? Madem ortada bu kadar büyük bir soygun var ve vatandaşların çok ciddi bir mağduriyeti var yani ortada 455 bin 758 ama esas itibarıyla bundan etkilenen insan sayısı çok, milyonların üzerinde.
Gelin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir Meclis araştırması komisyonu kuralım, bütün siyasi partiler bir araya gelelim, bu konuyu enine boyuna inceleyelim; niye böyle oldu, neden böyle oldu, yapılması gereken müdahaleler, gözetleme ve denetim faaliyetleri neden yapılmadı, bunda kimin sorumluluğu var? O sorumluluğu olan bütün o kurumların yöneticileri gelsin Meclis araştırması komisyonuna, bilgi versin ve onun sonucunda hem sadece bu olayı değil, bundan sonra da bir daha böyle bir olayın ortaya çıkmasını engelleyelim. Ama nitekim yapılmadı, önce bir genel görüşme önergesi oldu, Cumhurbaşkanı Yardımcısı geldi, arkasından da ki bütün muhalefet partileri olarak bu konuda önergeleri verdik, Meclis araştırması komisyonu kurulması önergesini, ondan sonra da bir kanun teklifi geldi geçen hafta, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, şimdi de, bugün de Genel Kurulda görüşülecek. Şimdi, bir kere şunu açık ve net söyleyelim: Bu kanun hiçbir sorunu çözmez. Neden?
“BÜTÜN BU KURUMLAR GÖREVİNİ YAPMAMIŞTIR, SORUMLU BÜROKRATLAR DERHAL GÖREVDEN ALINMALIDIR!”
Bu soygunun olmasında sorumlu olan bürokratların hepsi görevde. Kimler onlar?
Borsa İstanbul Yönetim Kurulu ve Denetim Komitesi, yapılan bütün işlemleri günü gününe biliyor; her gün ne alınmış, ne satılmış, kim almış, kim satmış hepsini biliyor. Bu kadar büyük şişkinlikler, hisse fiyatlarında anormal artışlar, manipülasyonlar yapılmış, nerede Borsa İstanbul?
Merkezi Kayıt Kuruluşu, bütün işlemleri gerek gözetleyip gerekse uyarıları yapması gereken kurum; hiçbir şey yapmamış, görevini yapmamış.
Takasbank, halka açılmaması gereken fonları TEFAS'ta halka açmış.
BDDK, fon yönetim şirketlerine yatırım bankası kurdurmuş, tahvil çıkarttırmış. Bunun aynı zamanda bankacılık sistemini de yansımaları var.
Ve en son SPK, fonlarla ilgili gerekli düzenlemeyi bir-bir buçuk yıl sonra yapmış. Kasım 2025'te Hazine ve Maliye Bakanının konuşması var. Ne diyor? "Bazı fonlarda manipülasyon yapıldığını biliyoruz. Bunun için gerekli tedbirleri alacağız." Almış mı? hayır, almamış. Eylüle kadar beklemiş, ondan önce ağustos sonunda fon rehberini güncellemiş ama bu kadar zaman içinde nerede kaldın?
Bütün bunların hepsinin görevlerinden istifa etmesi ve alınması gerekli. Ve deniliyordu ki: "Kamu kaynaklarından hiçbir şey çıkmayacak." Nasıl çıkmayacak? Çok açık ve net bu, en son gördük de bu Katılımevinin hisseleri Emlak Katılım Bankası tarafından alındı. Emlak Katılım bankasının yüzde 99,99'u -yüzde 100'ü demedim- Hazine ve Maliye Bakanlığının. Dalga mı geçiyorsun?
“SOMUT ÇÖZÜM ÖNERİLERİMİZ BAŞTAN BERİ BELLİDİR”
Neydi? Bizim önerilerimiz baştan beri belliydi:
07.09.2023